Dil zevksizliği
“KOnuTTa toRunun hoRlaması dışında bir soRun yok diyemem. ZoRunlu olarak kompResör güRültüsü de duyuyoruz.” Büyük harfle yazdığım sesler burada bazı şeylerin gürültü problemli, sıkıntılı gittiğini belli ki gösteriyor.
Kırk küsur yıl önce Reader’s Digest dergisinin sayılarından birinde, altı yedi sayfalık bir resimli hikâye okumuştum. Yalnız yaşayan bir yaşlının son günlerini tasvir ediyordu. O zamanlar İngilizcem çok iyi değildi, ama çok kullanılan ‘s’ harfleri bana o sessizlik ve yalnızlık havasını hissettiriyordu.
Kelimelerde manayı çağrıştıran bir musiki vardır; ‘ince’ kelimesinde bir incelik, ‘kalın’da bir kalınlık vardır. ‘Kaba’da kabalık, ‘narin’de narinlik vardır.
İngilizcede ‘ugly’ ses olarak da kaba iken ‘nice’ ve de ‘beautiful’ söyleyişi ile de güzeldir.
Arapçada ‘cemil’ derken ‘güzel’deki tadı hissedersiniz. ‘Zeki’ latiftir, şirindir, anlayışsız demek olan ‘ğabi’de bir durgunluk hissedersiniz.
Arap dünyasında kar ‘selc’dir. Kelimedeki harfler, yakıcı güneş altında hemen eriyecek kadar dayanıksızdır, hissedileceği gibi. Ama aynı yağış biçimi bizim diyarda ‘kar’dır. Neden? Bizim havamız onlarınki kadar kolay eritmez kar örtüsünü. Harfler daha sert ve dayanıklı adeta.
Musikisiz kelime uydurmanın sonundaki zevksizliği hissetmek için, yüz küsur yıl önce yazılan bir hikayedeki dil ile bugün bilimsel makale adı altında yazılanları karşılaştırmak yeterlidir........
