menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kıbrıs’ta tarihin izinde

16 0
26.06.2026

GEZİ - KIBRIS NOTLARI [email protected]

Uzun süredir aklımızda gönlümüzde olan bir gezi mekânıydı Kıbrıs... Yavru Vatan. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, 1974 yılında gerçekleştirilen Kıbrıs Barış Harekâtı ile Türk varlığının güvence altına alındığı, 1983’te ise bağımsızlığını ilân eden bir devlet.

 O yıllarda henüz 14 yaşındaydım. Şehirde ve evlerimizde yapılan karartmaları ve radyodan dinlediğimiz haberleri hatırladım. Yıllar sonra bu topraklara adım atmak nasip oldu. Denizli’den İzmir Adnan Menderes Havalimanı’na, oradan da Ercan Uluslararası Havalimanı’na ulaştık. Araç kiralayarak Gazimağusa’daki otelimize yerleştik. Kısa bir dinlenmenin ardından ilk durağımıza doğru yola çıktık.

İlk durağımız Kapalı Maraş

1974’ten bu yana kapalı kalan bu bölge, âdeta donmuş bir zaman dilimi gibi. Bir zamanlar Akdeniz’in en gözde turizm merkezlerinden biri olan Maraş, savaş sonrası terk edilmiş ve yıllarca sessizliğe bürünmüş. Son yıllarda ise turizm amaçlı açık müze olarak ziyarete açılmış. Sokaklarında yürürken insan, geçmiş ile bugün arasında kalıyor. Balkonlarından sarkan sarmaşıklar, pencereleri boş binalar, zamana yenilen yavaş yavaş ölüme terk edilen binalar... Masmavi bir deniz, altın sarısı kumlar... Bu manzarayı görünce içimden şu düşünce geçti. “Burası sadece bir hatıra olarak kalmamalı, yeniden hayat bulmalı…”

Taşlara işlenmiş tarih: Suriçi

Sonraki durağımız Gazimağusa Suriçi oldu. Dar sokakları, taş yapıları ve tarihî dokusuyla burası âdeta yaşayan bir tarih kitabı. 1. yüzyılda Lusignanlar döneminde katedral olarak inşa edilen ve 1571’de Osmanlı fethiyle camiye çevrilen Lala Mustafa Paşa Camii, bu tarihin en görkemli şahidi.

Lala Mustafa Paşa Camii

Suriçi’nde Lala Mustafa Paşa Camii’ne 500 metre yukarıda Sinan Paşa Camii var. En dikkat çekici yapılardan biri olan Lala Mustafa Paşa Camii, aslında 1298 yılında inşa edilen bir gotik katedralmiş. Kıbrıs’ın 1571’de Osmanlılar tarafından fethedilmesiyle camiye çevrilmiş. İçeri girdiğinizde yüksek sivri kemerler, taş sütunlar ve loş bir aydınlık sizi karşılıyor. Dışarının yakıcı sıcağına rağmen içeride serin ve huzurlu bir atmosfer hâkim. Bu ihtişamlı yapı, âdeta hem Hristiyan hem İslâm tarihinin birleştiği bir noktayı temsil ediyor.

Akşam yemeğinde Aspava’ya uğradık. Ağaçların gölgesinde, sakin bir ortamda Kıbrıs’a özgü Şeftali Kebabı’nı tattık. Kıbrıs mutfağı, Anadolu ile Akdeniz’in birleştiği bir lezzet çizgisi gibi. Farklı ama bir o kadar da tanıdık.

Medeniyetlerin sessiz şahidi: Salamis

Ertesi gün rotamızı Salamis Antik Kenti’ne çevirdik. M.Ö. 11. yüzyılda kurulduğu kabul edilen bu şehir, özellikle Roma döneminde büyük bir gelişim göstermiş. Geniş sütunlu caddeler, hamam kalıntıları, tiyatro yapısı... Taşların dili olsa da konuşsa... İnsan burada yürürken, geçmiş medeniyetlerin izlerini adım adım hissediyor.

Bir sonraki durağımız Canbulat Türbesi oldu. 1571 Mağusa kuşatmasında, düşman surlarını yıkmak için kendini feda eden Canbulat Paşa’nın hatırası burada yaşatılıyor. Kale burcunun içinde yer alan bu mekânda tarih sadece anlatılmıyor, hissediliyor… Sessizce dualarımızı ettik, şehitlerimizi rahmetle andık.

Ziyaret etmek istediğimiz yerlerden biri de Hala Sultan Tekkesi idi. Peygamber Efendimizin (asm) süt halası Hz. Ümmü Haram’ın kabri burada bulunuyor. 647 yılında Kıbrıs seferi sırasında şehit düştüğü kabul edilir. Ancak buranın Güney Kıbrıs sınırlarında olması sebebiyle ziyaret edemedik. Yine de bulunduğumuz yerden bir Fatiha gönderdik.

Gazimağusa Suriçi, sadece bir şehir merkezi değil; adeta yüzyılların üst üste biriktiği bir tarih katmanı. Şehrin etrafını çepeçevre saran surlar, büyük ölçüde 15. yüzyılda Venedikliler tarafından inşa edilmiş. Kalın taş duvarlar, burçlar ve dar geçitler… Her biri savaşların, kuşatmaların ve nice medeniyetin izini taşıyor. Dar sokaklar sizi bir anda Orta Çağ’a götürüyor.

Namık Kemal’in sürgün edildiği zindan

Suriçinde Namık Kemal’in bir dönem sürgün olarak kaldığı zindan var ve hemen yanında Namık Kemal Meydanı ile bir büstü var. Namık Kemal, “Vatan Yahut Silistre” oyununun sahnelenmesinin ardından 9 Nisan 1873 tarihinde Kıbrıs’ın Gazimağusa (Magosa) şehrine sürgün edilmiş ve burada 38 ay (3 yıldan fazla) kalebent olarak hapis hayatı yaşamıştır. Bu sürgün, V. Murat’ın tahta çıkışıyla ilan edilen af sayesinde 1876 yılında sona erdi. Burada, küçük ve karanlık bir hücrede, kalebent (kale dışına çıkması yasaklı) olarak tutulmuştur. Bu zorlu sürgün döneminde Cezmi, Akif Bey ve Gülnihal gibi pek çok önemli eserini burada kaleme almıştır. Namık Kemal’in sürgün edildiği bu yer, günümüzde Gazimağusa’da Namık Kemal Zindanı ve Müzesi olarak ziyarete açıktır. Bu küçük meydan, hem tarihî hem de kültürel bir hatıranın merkezi gibi.

Bir başka önemli nokta ise surların denize açıldığı Othello Kalesi. Adını Shakespeare'in meşhur eseri Othello'dan alan bu kale, Venedik döneminde savunma amacıyla güçlendirilmiş. Oyunun büyük bölümünün Kıbrıs'ta geçmesi sebebiyle, kalenin ve şehrin Shakespeare'e ilham vermiş olabileceği de rivayet edilir. Suriçi'nde dolaşırken insan sadece gezi........

© Yeni Asya