Yapay Zekâ Çağında İnsan Kalmak (4) - Yapay zekâ çağında kâinat kitabını okumak
Bir metni özetliyor, hastalık belirtilerini analiz ediyor, görüntülerdeki ayrıntıları fark ediyor, karmaşık veriler arasındaki ilişkileri ortaya çıkarıyorlar.
Bir bakıma insanlığın yüzyıllardır yaptığı “okuma” işini daha hızlı yapıyorlar. Fakat burada önemli bir ayrım var: Bir kitabı okumakla, o kitabın ne söylediğini anlamak aynı şey değildir.
Bir şiirin kelimelerini sayabilirsiniz. Hangi kelimenin kaç kez geçtiğini, veznini, kafiyesini ve ses örgüsünü çıkarabilirsiniz. Fakat bütün bunlar, şiirin insanın içinde açtığı manayı kavradığınız anlamına gelmez. Çünkü insan bazen bir metni çözebilir ama onunla muhatap olamaz.
Kâinat karşısında da benzer bir durum var. Modern insan, eşyanın nasıl işlediğini geçmiş çağlara göre çok daha iyi biliyor. Yağmurun oluşumunu, kalbin ritmini, yıldızların hareketini, hücrenin yapısını daha ayrıntılı açıklayabiliyor. Fakat bütün bu bilgi artışına rağmen hayretin aynı ölçüde arttığını söylemek zor. Hatta bazen açıklamalar çoğaldıkça hayret azalıyor. Çünkü insan, bir şeyin sebebini öğrendiğinde manasını da öğrendiğini zannedebiliyor.
Risale-i Nur’un dikkat çektiği mana-yı ismî ve mana-yı harfî ayrımı tam burada karşımıza çıkıyor. Bir çiçeğe bakıp onun türünü, genetik yapısını, yetişme şartlarını ve biyolojik özelliklerini öğrenmek kıymetlidir. Bu bilgi yanlış değildir. Fakat çiçek yalnız bunlardan ibaretmiş gibi okunursa, insan çiçeği kendi üzerinde kapatmış olur.
Mana-yı harfî ise aynı çiçeğe başka bir nazarla bakar. Çiçeğin kendisinde durmaz; onun gösterdiği manaya yönelir. Güzelliğin kaynağını, ölçünün hikmetini, rengin ve kokunun neyi işaret ettiğini düşünür. Böylece çiçek yalnız bir nesne olmaktan çıkar; bir pencereye dönüşür.
Bu........
