Yüzyıllık nur
Bediüzzaman bu ‘üfleyicilerin’ farkına vardığı zaman henüz yirmili yaşların başındadır. Ve “Mühim bir inkılab-ı fikrî geçirir.” 1 Ve der ki: “Ben de Kur’ân’ın sönmez ve söndürülmez manevî bir güneş olduğunu dünyaya ispat edeceğim ve göstereceğim.” 2
Ahirzamanın dehşetli değişimleri içerisinde Kur’ân’ın etrafındaki surların kırılacağını hisseder. Ve “Kur’ân'a hücum edilecek, i’cazı onun çelik bir zırhı olacak. Ve şu i’cazın bir nevini şu zamanda izharına, haddimin fevkinde olarak, benim gibi bir adam namzet olacak ve namzet olduğumu anladım.” diyerek geçmiş zamanı sorgular ve gelecek için hazırlıklarını yapmaya başlar.
Kahraman bir müceddit olarak Birinci Dünya Savaşının herc ü mercinden sonra kader-i İlâhî onu Barla’ya kıyamete kadar parlayacak bir Nur fabrikasının temellerini atmak üzere vazifelendirir. O da:
“Elde Kur’ân gibi........
