Fünun-u medeniye
Sıkça dile getirilen bu vecizeyi Risale-i Nur’a muhatap olan herkes ezbere bilir. Vecizeyi açıklamayacağız. Yalnız “fünun-u medeniye” tamlaması hakkında hatırımıza gelen bir hususa değineceğiz.
Vecize, çoğunlukla “Vicdanın ziyası din ilimleri, aklın nuru fen ilimleri-bilimleri” diye ifade edilmektedir. Din ilimleri kısmı tamam. Amma fen ilimleri tabiri beni hep tedirgin etmiştir. Üstad Risalelerde “ulûm-u fenniye” tabirini kullanmamıştır. Her iki kelime şayet yan yana kullanılmışsa fen ve ilim ayrı olarak ifade edilmiştir. Onun için şu vecize söylenirken “fen ilimleri-bilimleri” tabiri kulağa yabancı geliyor.
Bediüzzaman, İslâmın küstüğü fen ve medeniyeti, Hristiyanlığın hasım gördüğü halde kendine mal edip bu iki silâhla galebe çaldığını belirtir.2 Demek ki fen ve medeniyet birleştiğinde ilerlemenin fonksiyonel bir silahı olmaktadır. Bundan dolayıdır ki Üstad fen tabirini ekseriyetle ilerleme manasına da gelen “medeniye” kelimesiyle tamamlamıştır.
Yine “Ben Vilayat-ı Şarkiye’de aşiretlerin hal-i perişaniyetini görüyordum. Anladım ki: Dünyevî saadetimiz, bir cihetle fünun-u cedide-i medeniye ile olacak” der.3 Bu saadetin ise yalnız teorik olarak fizik, kimya, felsefe öğrenmekle olmayacağı açıktır. “Fünun-u cedide-i medeniye” tabiriyle; aklın, fenleri esas alarak, yeni medeniyetlerin husulü için üretkenliğine işaret edilmektedir.
Fünun, fenler demektir. Genel manada fizik, kimya........
