Nur talebesi ve şahs-ı manevî
Yeni Asya camiasının daire içinde irade dışı takarrür eden bir şahs-ı manevîsi vardır. Üstada ve Risale-i Nur’a sadâkat gösteren, ihlâs, uhuvvet ve tesanüd ile daireye dâhil olan her bir Nur Talebesi, o şahs-ı manevînin tabiî bir azasıdır.
Ancak şahs-ı manevî içinde kalmanın en önemli şartları; imanını takviye ederek ihlâsı kazanmak, sonra onu muhafaza ederek sebat ve tesanüd ile bir nefer gibi hizmet etmektir.
İhlâsını bozan; makam, mevki, maddî menfaat, şahsî garaz, kardeşlerine tefevvuk gibi saiklerle hareket eden kişi, sarsılmaya başlar; gıybet, dedikodu gibi Nur’un meslek ve meşrep ölçülerine muğayir tavırlar sergilemeye yönelir.
Sonra o kişi, aklına sığıştıramadığı meşveret kararlarını, o kararlar neticesinde yayınlanan gazeteyi, birlikte hizmet yaptığı arkadaşlarını, meşveret zeminleri haricinde değişik platformlarda tenkit etmeye başlar.
Cemaat tarafından istekleri kabul edilmeyen böyle biri sonunda, “Bunlar benim kıymetimi bilmiyorlar, dediklerimi yapmıyorlar. Artık ben bunlarla çalışamam” diyerek daireden çıkar. Bu şekilde daireden ayrılıp dışarıya savrulan çok sayıda kişi olmuştur.
Bunlar, kendileri........
