Amerika imparatorluğa mı dönüyor?
Dizi: Amerika Mektubu - 1
Dünya siyaseti son yıllarda büyük bir dönüşüm yaşıyor. ABD’nin Venezuela’ya yönelik son müdahalesi ve Washington yönetiminden gelen açıklamalar, birçok uzman tarafından yeni bir “emperyal dönem” işareti olarak yorumlanıyor. Sadece uluslararası hukuk uzmanları değil, Amerika’nın yakın müttefikleri bile derin bir endişe içinde. Neden? Çünkü hem normlar, hem de güç dengeleri hızla değişiyor. Harvard’lı Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz, bu durumu “Amerika’nın yeni imparatorluk çağı” olarak niteliyor ve tehlikeli bir süreci işaret ediyor. Joseph E. Stiglitz’in “Amerika’nın Yeni İmparatorluk Çağı” başlıklı yazısı, yalnızca dünyada değil, Amerika’nın kendi içinde de büyük bir tartışma meydana getirdi.
Ülke kamuoyu bir yandan ICE polisinin sebep olduğu kargaşaya, diğer yandan İran’da yaşanan gelişmelere odaklanmışken, Nobel ödüllü bir bilim insanının bu kadar sert ve kapsamlı bir değerlendirme yapması dikkatleri hızla üzerine çekti.
Amerika’da neler oluyor?
Son günlerde Amerika içinde yaşanan:
- Minneapolis’teki ICE (Trump döneminde kurulan göçmen polisinin) operasyonları sonrası protestolar,
- Polis şiddeti,
- Kurumlara güvensizlik,
- Siyasî kutuplaşma,
- Ekonomik eşitsizlik,
- Yaklaşık 800 bin evsiz insan,
- Capitol saldırısı (6 Ocak 2020)
gibi iç krizler, bazı yorumcular tarafından “Amerikan İmparatorluğunun çöküşü” olarak yorumlanıyor. Yani dışarıda güçlü görünürken, içeride devlet kapasitesi, kurumsal güven ve toplumsal bütünlük eriyor. Stiglitz’in yazısı tüm bunların ışığında olunduğunda sadece bir analiz değil; satır aralarına gizlenmiş çok daha büyük bir uyarı niteliği taşıyor. İçeriğini dikkatle okuyup üzerinde düşündüğümüzde, Stiglitz’in yazısının aslında yalnızca siyasetçilere değil, ekonomi çevrelerine, akademisyenlere, müttefik ülkelere ve sıradan vatandaşlara kadar uzanan geniş bir kitleye yönelik mesajlar içerdiği görülüyor. Bunun bir sebebi, Dünya ekonomisi ve siyaseti hakkında söz söyleyebilecek kişiler arasında Joseph E. Stiglitz’in ayrı bir yeri olmasıdır. Çünkü o yalnızca Columbia Üniversitesi’nde “profesör” unvanına sahip bir akademisyen değil; aynı zamanda Nobel Ödüllü bir iktisatçı, Dünya Bankası’nın eski baş ekonomisti, ABD Başkanı’nın Ekonomik Danışmanlar Konseyi’nin eski başkanı ve küresel........
