Âlem-i İslâma indirilen darbeler
Gelin görün ki hayatı boyunca din düşmanlarının kendisine reva gördükleri bütün mezalimleri, acımasız azap ve işkenceleri kendisinden kaynaklanan bazı hata ve kusurlara hamledip, kaderin bir nevi adaleti ve şefkat tokatları olduğunu ifade ediyor Üstad Bediüzzaman.
Erek dağındaki bir mağaraya çekilerek, evrad ve ezkarı ile meşguliyetini yalnız nefsini kurtarmaya yönelik bir kusur olduğunu ve bu nedenle ehl-i dalaletin kendisini oradan çıkarıp Burdur’a sürgüne gönderilmesini adalet-i İlâhiye’nin bir şefkat tokadı olduğunu beyan ediyor.
Bu meyanda din düşmanlarının kendisine reva gördükleri bu keyfî sürgün hayatlarına Üstad müstahak mıydı sizce? Diğer bir ifade ile Üstad Bediüzzaman yalnız kendi nefsini kurtarmayı gaye edinen öyle sıradan bir âlim midir? Haşa ve kella...
”Ben kendi elemlerime tahammül ettim; fakat ehl-i İslâmın eleminden gelen teellümat beni ezdi. Âlem-i İslâma indirilen darbelerin en evvel kalbime indiğini hissediyorum.” “Karşımda müthiş bir yangın var; alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum...” diyerek feveran eden böyle bir mücahid-i ekberin yalnız kendi ahiretini kurtarmayı gaye edinen bir insan olduğunu söylemek hiç mümkün mü?
O zaman acaba Üstad; hiç de hak etmediği, ehl-i dalaletin kendisine reva........
