‘Cehaletle savaş’ böyle mi olacaktı?
Mevcut durumdan öğrenciler de veliler de eğitimciler de şikâyetçi. Bu hususta kim konuşsa, ekseriyetle şikâyetleri dile getiriyor ve dinleyenler de sadece “Hocam, siz de haklısınız!” demekle iktifa ediyor.
Eğitimin hedefi, “iyi nesiller yetiştirmek” olarak ilân edilmiş durumdadır. Bunca problem varken, çocukların ve gençlerin istikballeri mahvolurken sistemin hedefine ulaşıldığını kim söyleyebilir? Okullardaki eğitimin bir maksadı da “Cehaleti mağlup etmek” değil midir? Peki, karşı karşıya olduğumuz neticeye bakıp hangi idareci “Cehalet mağlup oldu, iyilik ve bilgi kazandı” diyebilir?
Bediüzzaman Hazretleri yıllar önce çareyi şöylece ilân etmişti: “Bizim düşmanımız cehalet, zarûret, ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı sanat, marifet, ittifak silahıyla cihad edeceğiz.” (Tarihçe-i Hayat [İlk Hayatı], s. 57.)
O halde soralım: Türkiye’yi idare edenler gerçek anlamda “cehalet”i düşman olarak ilân etmiş ve onu mağlup etmek için gayret sarf etmiş mi? Fakirlik ve ihtilafın yanında “cehalet”in düşman olarak birinci sırada yer alması her halde tesadüf değildir. Eğitim sistemindeki sıkıntılara çare arayanların bu tespiti ve teşhisi her zaman için akıllarında tutmasında fayda vardır.
Geçen günlerde İstanbul’daki bir okulda işlenen öğretmen cinayeti, eğitim sistemindeki sıkıntıları bir defa daha gündeme taşımış oldu. Bir öğrencinin öğretmenini bıçaklamak suretiyle katletmesi Türkiye’de çok rastlanan bir durum değildir. Bu bakımdan kamuoyu haklı olarak büyük bir tepki ortaya koydu ve........
