Yunus Emre ve Molla Kasım-8
Kendisinin de ibret için sinemaya ara sıra gittiğini vurgulamış ve bu “kayıtlı görseller faaliyeti”nin mantığını kullanarak bazı uhrevî manaları ve meseleleri tefekkür edebilme kapısını açmıştır.
Örneğin; “Eğer mazi, yani geçmiş zamanın hâdisatını, sinema ile halihazırda gösterdikleri gibi; istikbaldeki ahval dahi, meselâ elli sene sonraki halleri bir sinema ile gösterilse idi, ehl-i sefahet şimdiki güldüklerine yüzbinlerce nefrin ve nefret edip ağlayacaktılar.”
Buradaki manaya göre, sinemanın geçmiş elli senenin olaylarını kaydedip gösterdiği gibi, aynı sinema ile eğer elli sene sonrasının hadiselerini, ayrılıklarını ve dolayısıyla bu ayrılıkların ortaya çıkardığı elim iftirakları, halihazırda göçmekte olan kervandan kopuşumuzu, asıl ve hak olan yolculuğun dava arkadaşı ile olduğunu, ayrılık gayrılıkların hem şahsımıza hem de şahıs olarak sahiplendiğimiz hizmetimize hak katında ne ağır sonuçlar doğurduğunu bir görebilseydik, acaba yine de davamıza veya davadaşlarımıza aynı nazarla bakmaya devam edebilir miydik? Yoksa şimdi güldüklerimize nefrin ve nefret edip ağlar mıydık.
Acaba elli sene sonraki ahvalimizi bir anlığına dahi olsa bir TV kanalında seyretmek imkânımız olsaydı, o dehşetli görüntülerden sonra hayatımızda ne gibi değişimler olurdu?Belki kimilerimiz ölmüş, toprak altındayız. Belki kimilerimiz beli bükülmüş ihtiyar halindeyiz. Belki de kimilerimiz pek hasta vaziyette, dünya bizden küsmüş ve emr-i hakkı beklemekteyiz...
Bir de hep birlikte kesin ve kati olarak yaşayacağımız bir hissi tahmin edelim mi? Bakın, keşkelerle doluyuz. Pişmanlıklarla kavruluyoruz. İyi seyredin, bak o ekranda, bir hastane odasında elinde Hastalar Risalesi,........
