menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Risale-i Nur çağımızın Kur'an tefsiridir

19 0
01.04.2026

Çağımızın Kur’ân tefsiri olan Nur Risaleleriyle bir taraftan teknik, fen ve sanat olarak madddiyâtı, diğer taraftan “iman, ahlâk ve mâneviyatı kapsayan Kur’ân medeniyetinin sırrı tefsir edilir.

“KALBE İLHAMI ‘KELÂMULLAH’ TAHAYYÜL ETMEK VAHYE HÜRMETSİZLİKTİR…”

Bu anlamları ifade için Bediüzzaman, “Evet, balarısının ve hayvanatın ilhamâtından tut, tâ avâm-ı nâsın [halktan insanların] ve havâss-ı beşeriyenin [ilim sahiplerinin, velilerin] ilhamâtına kadar ve avâm-ı melâikenin ilhamâtından tâ havâss-ı kerrûbiyyûnun [Cebrâil, İsrâfil, Mikâil, Azrâil gibi üstün dereceli büyük meleklerin] ilhamâtına kadar bütün ilhamat [ilhamlar], bir nevi kelimât-ı Rabbâniyedir [Rabbin kelimeledir.] Fakat mazharların ve makamların kàbiliyetine göre, kelâm-ı Rabbânî, yetmiş bin perdede telemmu eden [parıldayan] ayrı ayrı cilve-i hitab-ı Rabbânîdir” izâhında bulunur.

Yanlış olan, Bediüzzaman’ın ifadesiyle, “insanların “kalbine ilhamî bir tarzda gelen cüz'î manaları ‘kelâmullah (Allah’ın kelâmı)’ tahayyül edip, ayet tabir etmeleridir. Ve vahyin mertebe-i ulyâ-yı akdesine [vahyin en mukkades yüksek mertebesine] bir hürmetsizlik etmeleridir.” (Mektûbat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Dokuzuncu Kısım, Dördüncü Telvih, Dördüncü Nükte, s. 431-434)

Bunun içindir ki Bediüzzaman, “Vahiy ve kelâmullahın ism-i has ve onun en bâhir misâl-i müşahhası olan Kur'ân'ın nücumlarına [yıldızlarına] ism-i has olan ‘ayet’ namı öyle ilhamâta verilmesi, hata-yı mahzdır [bütünüyle hatadır]” diye ikaz eder.

Ve bu ikazı yapan Bediüzzaman’a “bana vahiy geldi” bühtanının mesnedsizliği bir defa daha ifşa olur.

BEDİÜZZAMAN, “VAHİY İLE İLHAMIN FARKI”NI İZÂH EDER

Eserlerindeki (On İkinci ve Yirmi Beşinci ve Otuz Birinci Sözler’deki) beyan ve izahlara atıfta bulunan Bediüzzaman, “Elimizdeki boyalı âyinede görünen küçük ve sönük ve perdeli güneşin misâli, semâdaki güneşe ne nisbeti varsa; öyle de, o müddeîlerin [kendilerine ilham geldiğini söyleyenlerin] kalbindeki ilham dahi, doğrudan doğruya kelâm-ı İlâhî olan Kur'ân güneşinin ayetlerine nisbeti o derecededir” diye vahiy ile ilham arasındaki farkı tavzih eder. (Mektûbat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Dokuzuncu Kısım, s. 432)

Yine vahiy ile ilham arasındaki farkı “Cenab-ı Hakk’ın peygamberlerine bütün insanlığı ilgilendiren cihanşümûl mesajı ile meleklere yapmaları gerekenleri emretmesi, kalbi mahzun salih bir kuluna da, gönlünü hoş edecek şeyleri ilham etmesi” olarak izâh eder.

Ve “melâike, insan ve hayvanat ilhamları”nı, “Evet, herbir âyinede görünen güneşin misâlleri güneşindir ve onunla münasebettardır denilse haktır; fakat o güneşçiklerin âyinesine küre-i arz takılmaz ve onun câzibesiyle bağlanmaz!” hükmüyle belirtir.

“HERKES GİBİ BAZEN HATIRIMA BİR HAKİKAT HUTUR EDER…”

Risale-i Nur’un bazı yerlerinde kullanılan “yazdırıldı,” “ihsan edildi,” “manevî bir nimet olarak şiddetli taleb ve ihtiyacımıza binâen ikram edildi” ifadelerinden Allah’ın nimetlerini ihsanı ve........

© Yeni Asya