Biraz çocuk olalım
Onların kanı, canı kımıl kımıl kaynıyor.
Bebeklik ile erginlik arasındaki gelişme döneminde bulunan; dünyayı anlamaya çalışan oğlan veya kız yavru, bala, canlarımız çocuklar.
Rabbimizin lütfettiği melek yüzlü varlıklar.
Evde, çarşıda pazarda, camide; dershanede, medresede nerede olurlarsa olsunlar, nerede bulunurlarsa bulunsunlar çocuk, çocuktur. Bizde olması gereken olgunluğu onlardan beklemek, biraz abes olsa gerek.
Böyle bir Ramazan’da, Ankara Keçiören’de, Barla dershanesindeyiz.
İftar edilip ortalık toparlandıktan sonra, ders öncesi biraz boşluk oluştu. Kimi abdest tazeliyor, kimi ayaküstü sohbet ediyordu. Çocuklarda hoplayıp zıplıyor, kanepelere çıkıp yere atlıyorlardı.
O esnada bir vaveyla koptu.
“Çocuğun kolu…” dediler.
Dershanede gazi olan o yavru, oralarda yetişti ve çocuk yetiştirir oldu.
Bu bir iftihar vesilesi.
Çocuklar, bir şekilde oralara mal olmalı; oralarlı olmalı.
Madalyonun arka yüzü:
Yaz tatilinde, Kur’ân talimi esnasında, hocası kulağını çektiği için, o çocuğun bir daha dershaneye gelmediğini duymuştum.
Teravih namazına gelen çocukları, merak edip eşyalara dokundukları için bastonuyla önüne katıp, kovalayan bir kimseyi gözümle gördüm.
Oturuş biçimini beğenmediği bir çocuğu azarlayan emekli öğretmen Mehmet efendi benim........
