menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Zekât ve şükür

3 0
yesterday

Zekâtın nerelere harcanacağı hakkında da, Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulur:

“Sadakalar (Zekât), Allah’tan, bir farz olarak, ancak: Fakirlere, miskinlere, Zekât, sadaka tahsil memurlarına, kalbleri İslâmiyet’e ısındırılmak istenilenlere, kölelere, esirlere, borçlulara (borç içinde boğulup kalmış olanlara), Allah yolunda harcamalara ve yolda kalmış yolculara mahsustur. Allah, her şeyi bilen ve her yaptığını, yerli yerince yapandır.”1

Zekât ve sadakanın şartları:

1. Sadakayı vermekte israf olmaması. 

2. Başkasından alıp başkasına vermek suretiyle halkın malından olmayıp kendi malından olması. 

3. Minnetle in’amın bozulmaması. 

4. Fakir olmak korkusuyla sadakanın terk edilmemesi. 

5. Sadakanın yalnız mala ve paraya münhasır olmadığı bilinmesiyle, ilim, fikir, kuvvet, amel gibi şeylerde de muhtaç olanlara sadakanın verilmesi. 

6. Sadakayı alan adam, o sadakayı sefahette değil, hacat-ı zaruriyesinde sarf etmesi lazımdır.2

Bunları kendinde toplayan tek farz ibadet zekâttır. Zekâtın sadaka manası, merhamet, şefkat, tevazu vardır; minnet, başa kakmak, övünmek, böbürlenmek yoktur.

Peygamberimiz (asm), “Zengine ve güçlü kuvvetli ve sağlam vücutlu olana, zekât almak helal olmaz!” buyurmuştur.3

Ensardan bir adam Peygamberimizden (asm) bir şeyler istemeye gelince, ona, “Evinde hiçbir şeyin yok mu?” diye sordu. Adam:

“Hayır! Ancak bir çul var ki, onun bir kısmını örtünüyor, bir kısmını da altımıza seriyoruz. Bir de, su içtiğimiz bir bardak var!” dedi. Peygamberimiz (asm):

“Onları bana getir!” buyurdu. Adam onları getirince, Peygamberimiz (asm), “Bunları kim satın alır?” diye açık artırmaya çıkardı. Mallar iki dirheme satıldı. Peygamberimiz (asm) iki dirhemi aldı, Ensarîye........

© Yeni Asya