Asr-ı Saadetten günümüze
Enes, annesinin Müslüman olduğunu öğrenince çıkıştı. Ümmü Süleym dinden çıkmadığını, sadece yurtlarına gelen zâta iman ettiğini söyledi. Enes’e de İslâm dinini anlattı. Eliyle işaret ederek Kelime-i Şehadet getirmesini istedi. Enes b. Malik, annesinin istediğini yapınca, babası Malik, oğlunun itikadını bozmamasını söyledi. Daha sonra Malik bir düşmanıyla karşılaştı ve öldürüldü.
Medineli müşriklerden Ebu Talha, Ümmü Süleym’le evlenmek istedi. Ümmü Süleym, onunla evlenmeye yanaşmadı ve “Sen, sana ne zararı, ne de yararı olmayan bir taşa tapmayı nasıl uygun görürsün? Bir marangozun getirip senin için yonttuğu bir ağaç parçasının sana ne zararı, ne yararı dokunur?” dedi.
Ebu Talha, başka bir gün gelip, evlenme isteğini tekrarladı. Ümmü Süleym yine aynı sözlerini tekrarladı. Mihr olarak sadece kelime-i şehadet getirmesini istedi. Ebu Talha düşünüp sonra geldi ve yapılan teklifi kabul ettiğini söyledi. Kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldu.
Ümmü Süleym’in, Ebu Umeyr adındaki oğlu hastalanıp babası evde yokken ölmüştü. Ümmü Süleym onu yıkadı, kefenledi ve evin bir köşesine koydu. Buhurladı ve üzerini örttü. Ev halkına da Ebu Talha’ya, oğlunun öldüğünü kimsenin söylememesini istedi.1
Akşam olunca Ebu Talha geldi, çocuğunu sordu. Ümmü Süleym, çocuğun sıkıntısının geçtiğini ve rahatladığını söyledi. Ebu Talha, onun sözünden çocuğun gerçekten iyileştiğini sandı. Ümmü Süleym, akşam yemeğini hazırladı, yedirdi, içirdi. O güne kadar hiç yapmadığı şekilde süslendi. Sonra yattılar.
Ebu Talha gusledip sabah namazı için mescide gitmek isteyince Ümmü Süleym, “Bazı kimseler, bazı şeyleri ailelerine emanet olarak bıraksalar, bir süre sonra da, bu emanetlerini geri almak isteseler, onların bu isteklerini engellemeyi uygun görür........
