Abdullah Abim
Mustafa Polat vefat ettiğinde, Kutlular Abi’nin Polat’ın tabutunu yumruklayarak “Ah Mustafa, şimdi zamanı mıydı?” diye hayıflandığını dinlemiştim. Abdullah abimizin gidişi de öyle oldu, zamansız ve apansız… Kim bilir ne hikmetlere mebnî kaderin hükmüne, kim ne diyebilir ki?
Bazı şahsiyetler birkaç satıra sığmaz, bazı üzüntüleri kalem anlatamaz. Hiç düşünmemiştim; lâkin Abdullah abim köşe yazılarına sığamayacak büyüklükte ve evsafta imiş, yürekte bıraktığı acı tarifsizmiş. Nasıl da yaktın abi yüreğimizi. Böyle veda mı olur, zamansız ve habersiz? Her ölüm zamansızdır da, seninki başka bir zamansızlıktı be abim!
Abdullah abimle tanışıklığımız yirmi beş yılı geçiyor. Elbette bu tanışıklığın çerçevesini dergiler etrafında gelişen yayın hizmetleri ve bu minvaldeki faaliyetler belirliyordu. Neredeyse her gün görüşür, günlük işlerimizi konuşur, yazıları değerlendirir, gelecekle ilgili projelerden konuşurduk.
Perşembe gecesi saat 23.30 sıralarında uzunca bir görüşmemiz olmuş, bir sonraki gün bazı dosyaların kitaplaştırılması hususunda toplantı için sözleşmiştik. Cuma günü, toplantıyı hatırlatmak için aradığımda 19.10 gibiydi. Telefonu cevap vermedi… Abimiz her zaman yoğundu, birazdan döner diye bekledim, dönmedi. Birkaç saat sonra başkaları döndü, “Abdullah Abi’yi duydun mu?” dediler. Yüreğim burkuldu, içim acıdı, ne diyeceğimi bilemedim. Benim onu aradığım saatlerde rahmet-i Rahmana kavuşmuştu.
Yeni Asya’da çalışmak hakikaten büyük zorlukları ve sorumlulukları içinde barındırır. Bu zorlukların üstesinden gelebilecek bir fedakârlığı sağlayacak yegâne motivasyon, dava şuurudur. Hele Genel Yayın Yönetmenliği gibi bir vazife “ateşten gömlek” gibidir. Abdullah abim zor zamanlarda; cemaatlerin........
