Hukukçularımız, Uçum ve uçuk
Biz bu zat ve duruş yeri ve fikirleri hakkında yazdığımızda, AKP’ye halen de destek verilebileceğini düşünen hukukçu dostlarımızın tepkisi çok ilginç oluyor. İki tek kelimeyle mahcubiyet ve suskunluk.
AİHM’in Osman Kavala hakkında verdiği net ve ağır insan hakları ihlali tesbiti ve derhal tahliye kararının ardından yaptığı açıklamalar da aynı sonucu doğuracak biçimde.
Bu açıklamalar görünüşte hukuk tekniği ile ilgili ve hukukçulara hatırlatma ya da tersten ders gibi.
Ama aslında maksat başka: AİHM’in Türk yargısına etki yetkisini kaldırmak ve böylece Türkiye’yi Avrupa’dan uzaklaştırmak.
Zımnen “Osman Kavala gibiler hapiste kalmalı çünkü …” ile başlayan cümleleri ürkütücü.
-Yerli ve milli yargıyı savunuyor gibi görünüyor ama o da biliyor ki yargı hukuktur ve hukuk ideale ve evrensel değerlere yakınlaşmalıdır. Oysa Türkiye bu merdivende tepetaklak gidiyor.
-Üstelik bugünkü yargı uygulamaları için yerli ve milli hukuk iddiası tam bir “yakışmayanı yakıştırma”. Zira hukuk ve hürriyet bu memleketin yerli ve milli değerleri ve onlar bugünkü yargı uygulamalarında ancak ve sadece iktidara dokunmayanlara verilen bir bahşiş.
-Muhalefetin, devletin adalet terazisinin meşru ve samimi bir kefesi olduğunu neredeyse yüz yirmi sene önce söylemiş olan bir Müceddid Bediüzzaman var. Ve bunu söylerken iktidarın ya da muhalefetin dindar olup olmadığına göre bir ayrım da yapmıyor. Zira hak haktır, büyüğü küçüğü, sağcısı solcusu, Kürdü Türkü, dindarı dinsizi olmaz. Hukuk siyasete alet edilemez.
O halde Uçum’un vazifesi ne?
Şimdilerde Külliyeden yazıp söylediklerine, geldiği yer ve mazisi ile birlikte bakıldığında vazifesi net:
AİHM’in yargı yetkisini kaldırmak için AİHM’i siyasetçinin ve kitlelerin gözünden düşürmek.
Nitekim........
