Dindarların Abdülhamid yansısı ile imtihanı
Önce, haberi –kısaltarak- aynen verelim:
“İran ile ilgili savaş baş gösterdi. Ama başımızda bir dünya lideri olduğunu da biliyoruz. Herkes endişe içindeyken, ‘acaba yarınımız ne olur?’ tasası içindeyken bizim tasamız yok. Üzüntümüz, kederimiz yok. Bizim başımızda bir dünya lideri var. Onun için Cumhurbaşkanımıza da her zaman dua edelim. … Onun yükü daha ağır. … Meclis’te çalışırken Avustralya’ya gitmiştik. … Geniş bir salon. Duvarda bir yere İkinci Abdülhamid Han’ın resmini asmışlar. Geçmişte Abdülhamid Han neyse, bugün de Cumhurbaşkanımız aynı şey. Hiç değişiklik yok. Böyle bir insanın değerini bilmemiz lâzım. Yüz yılda bir tane geliyor. O gün Abdülhamid Han’dı İslâm ümmetinin başı, bugün de Cumhurbaşkanımız. Bütün insanlar da ümidini ona bağlamış durumdalar. Dolayısıyla başımızdaki insanımızın, büyüğümüzün, küresel liderimizin değerini bilelim. Elimizden geldiği kadar onu daha güçlü bir şekilde tekrar başımızda olması gerekiyor.”
Her siyasetçinin kendi liderini övmesi, dua istemesi normal sayılabilir. Ama burada mesele başka.
Sayın Çiftçi “Geçmişte Abdülhamid Han neyse, bugün de Cumhurbaşkanımız aynı şey. Hiç değişiklik yok” dememiş olsaydı “önemli değil” diyebilirdik.
Bu sebeple önce farkları hatırlatalım:
-Abdülhamid Han padişah imiş. Saltanat sisteminin içinde kaderin hükmüyle devleti yönetme yetkisini Ağustos 1876’da elde ettikten kısa süre sonra Aralık 1876’da devleti Anayasalı-Meclisli demokratik rejime (meşrutiyete) geçirmiş. Ama kısa süre sonra Anayasayı askıya alıp Meclisi feshederek 1908’e kadar devleti ve toplumu tam bir istibdatla yönetmiş. Zaten yıkılmakta olan saltanatın ömrünü bu sayede bir parça daha uzatmış. 1908’de Anayasalı rejime yeniden ve mecburen geçildiğinde ise kurduğu eski düzeni........
