menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Devlet dediğin önce denetimdir

29 0
24.09.2026

Arka plandaki asıl sebep kamudaki denetim eksikliği.

Bir de düzenleme ve denetleme için kurulmuş olan özerk kuruluşların özerkliğinin bitirilmesi ve hepsinin göbekten saraya bağlanması. 

Bütün devlet kuvvetlerini tek merkezde toplamak ve devlet adına yetki kullanan makamlara tek elden yani saraydan ve aynı dar kadronun tavsiyesiyle atama yapmak gücü merkezileştirdi.

“Kazanan her şeyi alır” şeklindeki kumar kuralını demokrasiye de uygulayıp “seçimi kazanan taraf, muhalefete hiçbir alan açmaksızın her konuda son sözü söyler” denildiğinde olan bu.

Evet, belki muhalefetin de biraz kabahat var. Ama asıl kabahat, “gitmemek için gelen” ve muhalefeti ve siyaseti kendi mecraında akıtmak yerine bu akışa her türlü hileyle müdahale etmeyi tercih eden iktidar sahiplerinde.

Hatırlayalım, 2002’de AKP iktidara geldiğinde kendisinde önceki dönemde çıkmış olan bankacılık krizinin etkilerini kucağında bulmuştu. Kemal Derviş eliyle devreye sokulan iktisadi tedbirleri de sürdürdü ve başarılı oldu. 

Ama o dönemde siyaseten garip şeyler de oldu. Şöyle:

1981’de Sermaye Piyasası Kurulu ile başlamış olan “ekonomik üst kurullar” fikri, çeşitli sektörlerin ve iktisadi katmanların, uzmanlar eliyle ve siyasi etkilerden mümkün olduğunca uzak şekilde yönetilmesi ve denetlenmesi için iyi bir formül idi. 

Bu kurulların her biri kendi alanında bir tür küçük Bakanlar Kurulu gibi çalışıyordu. Kurulların üyelerini; bakan, başbakan ve cumhurbaşkanının imzasıyla çıkan üçlü kararname ile siyasetçiler tayin ediyordu ama süre garantisi sebebiyle iktidar değiştiğinde yeni gelenler dilediğini dilediği zaman görevden alamıyordu. 

Bu formül daha sonra bankacılık ve finans sektörüne de sirayet ettirildi ve 1999’da BDDK kuruldu. 

1983’te........

© Yeni Asya