menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Vermek istemeseydi...

26 0
10.06.2026

Bir kere tatmak için bu sofrayı sermezdi, Başka sayfa açmasa bu sayfayı dürmezdi, Bu dünyadan gitse de, ruhum beka istiyor, Vermek istemeseydi, istemeyi vermezdi.

Ölüm etrafımızda kol geziyor. Hemen her gün bir salâ sesi ile uyanıyoruz. Ya bir arkadaşımızın, ya bir tanıdığımızın veya bir komşumuzun vefat haberini alıyoruz. Bir gün de okunan salâ sonunda benim ismim söylenerek "Hakkın rahmetine kavuşmuştur" şeklinde anons edileceğini biliyorum. Bu duygularla yaşamak içimi ürpertiyor. Evimi barkımı, çoluk çocuğumu ve bütün sevdiklerimi bırakıp gitmek, bir daha görüşmemek üzere onlardan ayrılmak, kalbimi sızlatıyor. Dünyada rahat ve huzur içinde yaşamak için ne kadar çok emek harcamış, ne zorluklara katlanmıştım. İçinde oturduğum evin temellerinde alnımın terleri vardı. Evime aldığım her eşya, hayatımı kolaylaştırıp rahatımı artırdığı için büyük bir değer taşıyordu. Böyle bir hayatı terk edip, dar ve karanlık bir çukura girmek, orada çürüyüp gitmek düşüncesi, beni dehşete düşürüyordu.

Evet, insan ölüme bu gözle bakarsa, hayattan zevk alması mümkün değildir. Bir idam mahkûmunun infaz gününü beklediği gibi, her an ölümün kapıyı çalmasını korku içinde bekler durur. Bir ümit ışığı olsa, ölümden kurtulmak için az bir ihtimal dahi bulunsa, insan  neler vermezdi ki. Lokman Hekim efsanesinde geçen “ölümsüzlük iksiri” gerçek olsaydı, herkes onu elde etmek için varını yoğunu harcamak isterdi. Çünkü hayattan daha değerli bir şey yoktur.

Gönlüm de, bu kadar değerli olan hayatın elimden ebediyen kaybolup gitmesini istemiyor. Dünyadan ve sevdiklerimden ayrı kalmayı arzu etmiyor. Kalbim, ebedi yaşamak istiyorum diye feryat ediyor. Ruhum bu girdap içinde boğulurken, “Şu ölüm........

© Yeni Asya