“Overdose” Media!
“Eroin, her yere yayılmıştı…
Beyaz toz paketleri Tahtakale’de, Sirkeci gazinolarında, Galata’da, Taksim’de tramvay duraklarında satılıyor, kahvelerde ve tekke denilen evlerde yaygın biçimde tüketiliyordu.
Seyyar satıcıların ‘Ondan da var’ diyerek el altından sattığı eroinin müşterileri; şoför muavinlerinden ayakkabı boyacılarına, manavlara, hatta lise öğrencilerine kadar geniş bir kesimi oluşturuyordu.
Yasadışı ticarete verilen iki yıllık hapis cezası caydırıcı değildi. Yakalananlar ‘Satıcı değil, kullanıcıyım’ diyerek altı ay boyunca Bakırköy Akıl Hastanesi’ne kapatılmayı tercih ediyordu.”
(Overdose Türkiye/F. Cengiz Erdinç/Doğan Kitap/Sayfa: 107)
Bu sahne, 1932 yılında geçiyor!
Bir başka söyleyişle…
Yirmi Birinci Yüzyıl’ın ilk çeyreğinde epeyce bir müddet Yalıkavak Marina’ya “çöken” Mister Pike’nin dünyaya gelmesinden on dokuz sene öncesinde!
Yirmi yılın ardından 2024’te yeni bilgi ve belgelerle genişletilmiş ikinci baskısı yapılan “Overdose Türkiye” adlı kitapta…
“Narkoelitlerden Mafyaya Uyuşturucunun Yüzyıllık İstilası” anlatılıyor.
Kitapta dönemin önde gelen “matbuat patronu” Yenigün ile Cumhuriyet gazetelerin sahibi ve dahi etkili siyasetçisi Yunus Nadi’nin gözlerini “afyon tekeline” diktiğinden söz edilen bir bölüm var!
Orada, şu cümle dikkat çekiyor:
“ABD’nin diplomatik aygıtı; üç etkili politikacının Hasan Saka, Şükrü Kaya ve Yunus Nadi’nin kaçakçılarla olan bağlantısını izliyordu.” (Sayfa: 102)
-Uyuşturucu kaçakçıları!
Emine Uşaklıgil’in “Cumhuriyet’in Kalemi Yunus Nadi” adlı kitabı geçtiğimiz ay Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı.
Kitapta, dedesi Yunus Nadi’yi anlatıyor, Emine Uşaklıgil.
T24’teki röportajda, büyükbabası için şöyle diyor:
“Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi tarihinin oluşumunu izlemek için Cumhuriyet gazetesi ve Yunus Nadi’nin yazıları zengin bir kaynaktır.
Yunus Nadi, hem kalemşor bir gazeteci hem de gazete sahibiydi…
Falih Rıfkı Atay’ın tabiriyle bir Ön Cephe adamıydı!”
DAVETTEKİ YUMRUKLAŞMA
Emine Uşaklıgil, Everest Yayınları’ndan 2011’de çıkan “Benim Cumhuriyet’im” adlı kitabında da anlatmıştı, dedesi Yunus Nadi’yi…
Şimdi de o kitapta yer alan çarpıcı bir bölüme gidelim:
16 Şubat 1969’daki “Kanlı Pazar” hadisesinin gecesinde Mehmet Barlas’ın evindeki davette yaşananlara!
“Barlas Çifti, Gaziantep yemekleri eşliğinde, Cumhuriyet gazetesinin ağır toplarını (Nadir Nadi’den İlhan Selçuk’a, Ecvet Güresin’den İsmail Cem’e kadar) eşleriyle birlikte ağırlamışlardı.
Gecenin ilerleyen vaktinde Cumhuriyet’in Genel Yayın Müdürü Ecvet Güresin ile yazar İlhan Selçuk arasında başlayan hararetli tartışma, önce küfürleşmeye ardından yumruklaşmaya vardı!
Sonuçta, Güresin işini kaybetti…
Tartışmanın sebebi, Barlas’ın CHP’li Bülent Ecevit’in bir konuşmasına Cumhuriyet’in ilk sayfasında yer vermesi idi!”
Merhum Uğur Mumcu, 26 Mart 1991 tarihli yazısında Mehmet Barlas için şöyle diyordu:
“Cumhuriyet’teki keskin solculuğunu CHP’ye fatura ederek TRT Haber Dairesi’nin başkanlığını kaptı!”
Mehmet Barlas, 1974 senesinde yani İsmail Cem’in TRT Genel Müdürlüğü döneminde Haber Dairesi’nin başına geçmişti.
Barlas, bu görevi sırasında yaşadığı enteresan bir olayı; 2012 yılında, ekranda “gururla” anlattı.
1974’teki Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında, Amerika’nın Türkiye Büyükelçisi Macomber…
Cumhurbaşkanı Korutürk ile Başbakan Ecevit arasındaki ciddi görüş ayrılığını Mehmet Barlas’ı “devreye sokarak” çözmüştü!
ABD’nin Türkiye siyaseti üzerindeki etkisine dair işte bu ibretlik olayda…
Dikkat buyurunuz: Herhangi bir siyasetçi değil de TRT Haber Dairesi’nin başındaki isim arabulucuydu!
Haliyle, burada “Mister Barlas’ın ilan edilmemiş rütbesi neydi?” sorusu akla geliyor.
Uğur Mumcu, 27 Mart 1991 tarihli yazısında ise “Hoş Memo, Koş Memo, Kap Memo” diye hitap ettiği Mehmet Barlas’ı “İş ve Sermaye Çevrelerinin Kocaoğlanı” diye tarif ediyordu.
“Her Devrin Adamı” olması, Koş Memo Barlas’a verilen “maskeli görevlerle” alakalıydı.
Yaklaştığı, “yandaşı” göründüğü iktidarları; Komprador Burjuvazi’ye bir başka deyişle Batı Cephesi’nin politika ve çıkarlarına “yönlendirmek” amaçlı bir görevdi, bu!
Mevzubahis iktidarlar, onu kendilerinin samimi destekçisi olarak kabul ettiler…
Büyük Sermaye’nin Kocaoğlanı Barlas, 80’li yılların tam ortasında Milliyet Başyazarı iken, o dönemdeki “İrtica” kampanyasına tam gaz destek veriyordu…
Yıllar, yıllar sonra; AK Parti iktidarı dönemindeki “derin vazifesi” ise “Yüz Seksen Derece” farklıydı!
Eh, arada bir maskesinin düştüğü de oluyordu amma velakin “uyanması gerekenler” bir türlü uyanmıyordu…
Örneğin, Sabah’taki köşesinde (6 Aralık 2017) şöyle yazmıştı, Barlas:
“Bu coğrafyada; ne kutsal kitapların söylemlerinin ne de sona ermiş imparatorlukların öykülerinin rehberliğinde bir yere varılabilir.”
İSRAİL İÇİN ATILAN İMZALAR
Koş Memo’nun babası Cemil Sait Barlas…
İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı döneminde onun bakanlarından biriydi.
Türkiye, 28 Mart 1949’da “İsrail’i tanıyan” ilk Müslüman ülke olduğunda…
Bu tanıma kararının altında, İnönü ile birlikte Cemil Sait Barlas’ın da imzası vardı!
Cemil Sait Barlas’ın da İsmet Paşa’sı gibi “Made in USA” 27 Mayıs 1960 darbesinin hararetli destekçileri arasında olduğunu söylemeye gerek var mı?
Rasim Cinisli’nin “Bir Devrin Hafızası” adlı kitabında yazılı şu satırları okuyalım:
“27 Mayıs darbesinin öncesinde Alev Coşkun ve Orhan Birgit’in başını çektiği elemanlar; aralarında Mehmet Barlas, Nurettin Sözen, Bozkurt Nuhoğlu ve Ahmet Güryüz Ketenci gibi militanların da yer aldığı gençleri sahaya sürmüşlerdi.” (Sayfa: 75)
1980 öncesinin CHP’li bakanlarından Alev Coşkun, günümüzde “Cumhuriyet” gazetesinin imtiyaz sahibidir.
2023’te birkaç ay arayla hayatlarını kaybeden Mehmet Barlas ile Nafiz Jan Paker “kayınbirader/enişte” idiler.
“İktidar Yandaşı” rolünde “başarıyla” oynadılar ve başat bir medya grubunu istedikleri gibi yönlendirdiler!
BATI KULÜBÜ’NÜN MÜDAVİMLERİ
Mehmet Barlas ile 16 Şubat 1969’daki davette evindeki konuklardan biri olan Cumhuriyet’çi Emine Uşaklıgil’in yolları, ilerleyen senelerde tamamen ayrılmış göründü.
Amma velakin, bu durum sadece farklı vazifelendirme ile alakalıydı!
Her iki isim de “Batı Kulüpçü” Komprador Burjuvazi’nin hizmetindeydiler.
Törkiş Medya’da, dünden bugüne böylesine çok sayıda örnek vardır.
“Yandaş” ve “Yoldaş” Medya sınıflandırmaları üzerinden medya değerlendirmesi yapmak sadece yüzeysel değil yanıltıcı da olacaktır.
Medya bahsinin derinine inenler yahut “Kayıkçı Kavgası” yapanların arka kapı ilişkilerine zum yapanlar…
-Yeşilçam’ın unutulmaz “Durun siz kardeşsiniz!” repliğini mırıldanmaktan kendilerini alamazlar!
Vaktiyle, şu “Ön Cephe Adamı” Yunus Nadi “Overdose Matbuat”ı sembolize eden bir isimdi.
Yayınlarıyla zihinleri uyuşturan, kitleleri uyutan “Turkish Overdose Media” var!
