Bir insan hayatımıza neden hep yanlış zamanda girer?
Hiç birine bakıp “Seni birkaç yıl önce tanısaydım hayatım başka olurdu” dediniz mi?
Bazen bir insanla karşılaşırsınız. Konuşmak kolaydır, yanında kendinizi anlatmak için fazla uğraşmazsınız. Uzun zamandır hissetmediğiniz bir yakınlık hissedersiniz. Ama bir türlü olmaz. Biriniz geçmişini kapatamamıştır, diğeriniz hayatında yeni bir yer açabilecek durumda değildir. Mesafeler vardır, sorumluluklar vardır, söylenemeyen şeyler vardır.
Sonra o tanıdık cümle gelir: “Yanlış zamanda karşılaştık.”
Ben bu cümlenin içinde biraz özlem, biraz çaresizlik, bazen de kendimize itiraf edemediğimiz bir gerçek olduğunu düşünüyorum. Çünkü birini istemekle hayatında ona yer açmak aynı şey değil.
İnsan sevilmek istiyor ama yeniden incinmekten korkabiliyor. Yakınlık arıyor ama biri yaklaştığında geri çekiliyor. “Artık hazırım” diyor, sonra karşısındaki insanın küçük bir davranışında geçmişte yaşadığı bütün kırgınlıkları hatırlıyor. Yeni gelen kişiye, eski bir hikâyenin içinden bakıyor.
Bazen zaman dediğimiz mesele tam da burada başlıyor.
Bir de sürekli bekleyen taraf olmak var. Onun işi düzelsin, geçmiş ilişkisi bitsin, kafası rahatlasın, ailesindeki sorunlar çözülsün… Beklerken kendi hayatınızı erteliyorsunuz. Başlangıçta........
