menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Monarşi tartışmasının gerçek anlamı

18 0
19.04.2026

Tom Barrack’ın Orta Doğu’ya ve dolaylı olarak Türkiye’ye ilişkin yaptığı “monarşi” vurgusu, yüzeyde bir yönetim modeli tartışması gibi sunulsa da gerçekte çok daha derin bir zihniyetin dışavurumudur. Barrack’ın “bu bölgede işe yarayan tek şeyin güçlü liderlik rejimleri, yani hayırsever monarşiler olduğu” yönündeki ifadeleri, teknik bir gözlem değil; normatif bir hiyerarşi kurma çabasıdır.

Bu yüzden meseleye “farklı bir sistem önerisi” olarak yaklaşmak eksik kalır. Çünkü burada yapılan şey, bir ülkenin ya da bir bölgenin hangi rejimle yönetilmesi gerektiğine dışarıdan hüküm vermektir. Daha açık ifadeyle bu, siyasal egemenliğin kendisine yönelen bir müdahaledir.

Ve evet—bu anlamda küstahça bir müdahaledir.

Tarihsel olarak bakıldığında, bir toplumun yönetim biçiminin dış aktörler tarafından “önerilmesi” yeni bir durum değildir. 19. yüzyıl sömürgeciliği tam olarak bu mantık üzerine kuruluydu: “Geri kalmış” olarak tanımlanan toplumlara, onların “doğasına uygun” yönetim biçimleri önerilirdi. Bu öneriler çoğu zaman doğrudan yönetimle, bazen de yerel hanedanların desteklenmesiyle hayata geçirilirdi.

Bu çerçevede monarşi, özellikle Batılı güçler için oldukça işlevsel bir araç olmuştur. Çünkü monarşik yapılar, karar alma süreçlerinin merkezileşmesi sayesinde dış müdahalelere daha açık ve öngörülebilir sistemler sunar. Bu nedenle Orta Doğu’da birçok monarşinin uzun süre istikrarlı kalması, yalnızca iç dinamiklerle değil, aynı zamanda uluslararası güç dengeleriyle de yakından ilişkilidir.

Barrack’ın sözleri tam da bu tarihsel sürekliliğin güncel bir yansımasıdır.

Ancak bu yaklaşımın Türkiye açısından ayrı bir anlamı vardır.

Cumhuriyetin ilanı, yalnızca bir rejim değişikliği değil, aynı zamanda monarşinin bilinçli ve kesin bir........

© Yeni Ankara