80’lerden birkaç anı
Türkiye’nin finans tarihine dönüp baktığımızda, yalnızca ekonomik krizleri değil, toplumun para kazanma anlayışını da değiştiren hikâyelerle karşılaşırız. 1980’lerin banker krizi ve hayalî ihracat skandalları bunların başında gelir. Birinde vatandaşın birikimleri yüksek faiz vaadiyle toplanıyor, diğerinde devletin ihracatı artırmak için sunduğu teşvikler gerçekte yapılmayan ya da değeri şişirilen işlemler üzerinden kazanca dönüştürülüyordu. Farklı görünen bu iki olayın ortak noktasında kolay kazanç arzusu, denetim zaafları ve ahlaki sınırların esnemesi vardı.
24 Ocak 1980 kararlarıyla başlayan ekonomik dönüşüm, Türkiye’de yalnızca üretim ve ticaret politikalarını değil, paranın nasıl kazanılacağına ilişkin anlayışı da değiştirdi. Faizlerin serbestleşmesiyle bankerler, bankalarla rekabete girerek tasarruf sahiplerine yüksek getiriler vaat etmeye başladı. Enflasyon karşısında birikimini korumaya çalışan vatandaş için bu teklifler, hayatını değiştirecek bir fırsat gibi görünüyordu.
Banker Kastelli adı, bu dönemin sembolüne dönüştü. 1982’de çöken Kastelli sisteminin yükümlülükleri, dönemin bir değerlendirmesinde 780 milyon dolar olarak hesaplanıyordu. Bu rakam, o yılların koşullarında finansal yapının ulaştığı büyüklüğü gösteriyordu; ancak yatırımcıların kesinleşmiş net kaybı olarak okunmamalıdır. Aynı kaynak, Kastelli’nin yaklaşık 220 bin yatırımcısı bulunduğunu aktarıyordu.
Burada asıl mesele, yalnızca yüksek faiz vaat eden bir finansçının yükselişi ve çöküşü değildi. Bu düzenin büyümesinde, kazanç vaadini mümkün kılan ekonomik koşullar kadar, bu vaade inanmak isteyen geniş bir toplumsal kesimin de payı vardı.
İnsanlar neden bankalardan daha yüksek getiri vaat eden kişilere yöneldi? Kimisi tasarrufunu enflasyona karşı korumak, kimisi yıllarca çalışarak biriktirdiği parayı değerlendirmek, kimisi de çevresinde duyduğu kazanç hikâyelerinin gerisinde kalmamak istiyordu. Birikimini bankerlerin eline veren herkesi açgözlülükle suçlamak, insanları bu tercihe........
