menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yaşamak mı, yaşadığını göstermek mi? Nispet çağında iç huzuru bulmak

2 0
yesterday

Hiç fırtınalı bir günde denize baktınız mı? Suyun yüzeyi hırçındır, dalgalar birbirini döver, köpükler havada uçuşur. Ama biraz derine, metrelerce aşağıya indiğinizde bambaşka bir dünya vardır: Muazzam bir sessizlik, ağır bir sükûnet ve kendi ritminde akan bir hayat.

İnsan ruhu da tıpkı o deniz gibidir. Dışarıdan bakıldığında gündelik koşturmacalar, telaşlar, anlık öfkeler ve dipleri görünmeyen heveslerle doludur. Oysa derine indiğimizde, altında yatan tek bir ortak arayışımız vardır: Anlaşılmak ve kabul görmek.

Peki, hepimiz aynı şeyi arıyorken neden bu kadar farklı kıyılara vuruyoruz?

ŞEFFAF ZIRHLAR VE İÇİMİZE ATTIKLARIMIZ

Görünmez bir zırh giyerek geziyoruz sokaklarda. "Nasılsın?" sorusuna verilmiş otomatik bir "İyiyim, uğraşıyoruz işte" cevabı, modern insanın en büyük savunma mekanizmasıdır. Gerçekte içimizde hangi fırtınaların koptuğunu, hangi hayal kırıklıklarının hesabını tuttuğumuzu kimse bilsin istemeyiz.

Çünkü zayıf görünmekten korkarız. İnsanlara kırılgan taraflarımızı gösterirsek, oradan darbe alacağımıza inandırıldık.

Oysa zırhlar sadece dışarıdan gelecek darbeleri........

© Yeni Ankara