Bazı insanlar hayatımıza ders vermek için girer
Hayatımıza giren her insanın bizimle aynı yolda uzun süre yürüyeceğini sanıyoruz.
Kimiyle yıllarca dost kalacağımızı, kimiyle yaşlanacağımızı, kimiyle kurduğumuz ilişkinin hiç değişmeyeceğini düşünüyoruz. Bir insana güveniyoruz, onun da bize aynı güvenle karşılık vereceğine inanıyoruz. Bir başkasına iyilik yapıyoruz, karşılığında en azından aynı samimiyeti bekliyoruz.
Fakat hayatın bize öğrettiği en önemli gerçeklerden biri şu:
Her insan hayatımızda kalmak için gelmiyor.
Bazıları kısa bir süreliğine hayatımıza giriyor. Bir şey yaşatıyor, bir şey düşündürüyor, bazen canımızı yakıyor ve sonra hayatımızdan çıkıyor.
O insan gittikten sonra ise geriye yalnızca bir anı kalmıyor.
Bazen insanın hayatındaki en büyük değişimler, en güzel günlerden değil, en zor karşılaşmalardan sonra başlıyor.
Çünkü insan çoğu zaman rahatken kendisini sorgulamıyor.
Kimin yanında gerçekten kendisi olduğunu, kime gereğinden fazla değer verdiğini, hangi davranışın sınırlarını aştığını, hangi insanın hayatında fazladan yer kapladığını ancak bir şeyler ters gittiğinde fark ediyor.
Belki de bazı insanların hayatımıza geliş sebebi tam olarak budur.
Bize kendimizi göstermek...
Her iyi insan, doğru insan olmayabilir
Çocukluğumuzdan beri bize iyi insan olmamız öğretiliyor.
Kimseyi kırma, yardım et, anlayışlı ol, affet, paylaş, karşılık beklemeden iyilik yap...
Bunların hepsi elbette kıymetli.
Fakat büyüdükçe başka bir şey daha öğreniyoruz:
İyi olmak, herkese hayatında sınırsız bir yer vermek anlamına gelmiyor.
Bazen karşımızdaki insan kötü değildir ama bize iyi gelmiyordur.
Bazen biz iyi niyetliyizdir ama karşımızdaki insan bizim iyi niyetimizi kendi çıkarı için kullanıyordur.
Bazen de bir ilişkinin devam etmesi için yalnızca sevginin yeterli olmadığını anlarız.
İşte insan ilişkilerinin en zor tarafı burada başlıyor.
Çünkü bir insandan vazgeçmek her zaman onu sevmediğimiz anlamına gelmiyor.
Bazen tam tersine, kendimize değer vermeyi öğrendiğimiz anlamına geliyor.
Hayatım boyunca şunu gözlemledim:
İnsanlar çoğu zaman birinin kendilerine ne yaptığını değil, o insanın hayatlarından çıktıktan sonra kendilerinde ne bıraktığını hatırlıyor.
Bir insan size güvenmeyi öğretebilir.
Bir başkası temkinli olmayı.
Biri susmanın değerini.
Bir diğeri ise gerektiğinde konuşmanın ne kadar önemli olduğunu.
Ve bazen en çok kızdığımız insanlardan bile hayatımıza dair önemli bir ders kalabiliyor.
Bazı kırgınlıkların içinde büyük dersler vardır
İnsan kırıldığı zaman ilk düşündüğü şey genellikle şudur:
“Bunu bana nasıl yaptı?”
O anda haklı olup olmadığımızdan çok, yaşadığımız hayal kırıklığına odaklanıyoruz.
Bir davranış akıldan çıkmıyor.
Verilen bir sözün tutulmaması, beklenmedik bir tavır, arkamızdan söylenen bir cümle veya hiç ummadığımız bir insanın bizi yarı yolda bırakması...
Bunların her biri insanın içinde iz bırakıyor.
Fakat zaman geçtikçe olayın kendisinden çok, bize öğrettiği şey önem kazanmaya başlıyor.
Mesela bir zamanlar herkese kolayca güvenen biri, yaşadığı bir olaydan sonra daha dikkatli davranmayı öğreniyor.
Her şeyi içine atan biri, bir gün kendi sınırlarını koruması gerektiğini fark ediyor.
Herkesi memnun etmeye çalışan biri, bunun mümkün olmadığını anlıyor.
Ve sürekli veren biri, bazen kendisinin de düşünülmesi gerektiğini öğreniyor.
Belki de hayatın garip tarafı şu:
Bize en ağır gelen insanlar, bazen bize en kalıcı dersleri bırakıyor.
İnsanları kaybetmek her zaman kayıp değildir
Bir insan hayatımızdan çıktığında bunu hemen kayıp olarak görüyoruz.
“Keşke böyle bitmeseydi.”
“Keşke biraz daha anlayışlı........
