18 Mart, Çanakkale, savaş ve engellilik
Merhaba değerli okurlarım bugün 18 Mart. Çanakkale zaferinin 111. Yıl dönümü. Öncelikle, yedi düvelin bir araya gelerek Hasta Adam diye niteledikleri Osmanlı İmparatorluğunu yıkmaya gelenlere karşı duran Harika Adam Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşlarını rahmet, minnet ve özlemle yâd ediyorum.
Çanakkale savaşını nasıl anlatabilirim? O ruhu satırlarıma nasıl yansıtabilirim, bilemiyorum. O yıl yurdun dört bir yanında mezun vermeyen liselerimi yazsam, bir dakika sonra öleceğini bildiği halde gözünü kırpmadan ölüme gidenlerimi yazsam, kendisine karşı savaşan anzakaskerlerinin analarına “uzak diyarlardan evlatlarını harbe göndermiş anneler! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuştur.” Diyen Atatürk’ün yüce gönüllülüğünü mü anlatayım…
Anlat, anlat bitiremem. Çanakkale’yi.
Ben ise size bugün savaş ile bire bir alakalı ancak hep göz ardı edilen savaş ve engellik ilişkisini anlatmak istiyorum.
Konuya Çanakkale savaşının, kurtuluş savaşımızın yenilmez komutanı, milletimizin ulu önderi Atatürk’ün “savaş zaruri ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş bir cinayettir.” Sözüyle başlamak istiyorum.
Savaş ve engellilik, insanlık tarihinin en acımasız kesişim noktalarından biridir. Savaşlar yalnızca ölümlerle değil, aynı zamanda kitlesel ve kalıcı engellilik dalgalarıyla da sonuçlanır.
SAVAŞIN DOĞRUDAN FİZİKSEL BEDELİ
Modern savaşlarda patlayıcılar, mayınlar, keskin nişancı ateşi, drone, füze saldırıları ve beyaz fosfor gibi silahlar uzuv kaybı, körlük, işitme kaybı, yanıklar ve omurilik yaralanmalarına yol açıyor. Gazze’de 2023-2025 arası çatışmalarda on binlerce kişinin ampütasyon (uzuv kesilmesi) geçirdiği........
