menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Konfor çağının sonu: Çin rekabeti ve Türkiye’nin jeopolitik eşiği

7 0
13.03.2026

Dünya artık on yıl önceki dünya değil. Küresel dengeler hızla değişirken Batı’nın uzun süredir sahip olduğu ekonomik ve teknolojik üstünlük de ciddi bir meydan okumayla karşı karşıya. Bu dönüşümü anlamak için yalnız bugüne değil, son 150 yılın zihinsel ve jeopolitik arka planına bakmak gerekiyor.

BATI’NIN MODERNLEŞMESİ VE İSLAM DÜNYASI

19. yüzyıldan itibaren Batı’da gelişen modernleşme anlayışı yalnızca İslam’a değil, genel olarak dinin kamusal alandaki etkisine mesafeli bir yaklaşım geliştirdi. Bu süreçte İslam dünyası çoğu zaman stratejik bir saha olarak görüldü. Enerji kaynakları ve coğrafi konumu nedeniyle bölge; yönetilmesi, kontrol edilmesi ve gerektiğinde yeniden şekillendirilmesi gereken bir alan olarak değerlendirildi.

BATI’NIN KONFOR DÖNEMİ BİTİYOR

Soğuk Savaş sonrası dönemde Batı uzun bir refah ve üstünlük dönemi yaşadı. Ancak bugün bu tablo değişiyor. Küresel sistem iki büyük meydan okumayla karşı karşıya:

Çin’in üretim, teknoloji ve finans gücü

Rusya’nın askeri ve jeopolitik baskısı

Bu gelişmeler Batı içinde de yeni bir tartışma doğurdu. Özellikle ABD’de bir kesim Çin ile ekonomik entegrasyonu sürdürmeyi savunurken, diğer kesim Çin’i doğrudan stratejik tehdit olarak görüyor.

ÜRETİM SAVAŞLARI VE TÜRKİYE

Pandemi ve Ukrayna savaşı Batı’ya kritik bir gerçeği gösterdi: Çin’e aşırı bağımlı üretim modeli büyük risk taşıyor. Bu nedenle “near-shoring” ve “friend-shoring” adı verilen yeni üretim stratejileri ortaya çıktı.

Bu tabloda Türkiye önemli bir konuma sahip. Avrupa’ya yakınlığı, sanayi altyapısı ve lojistik kapasitesi Türkiye’yi alternatif üretim merkezlerinden biri haline getiriyor. Ancak bu durum Çin açısından küresel üretim rekabeti anlamına geliyor.

İRAN VE BÖLGESEL DENKLEMLER

Ortadoğu’daki bir diğer kritik aktör İran. Son yıllarda Yemen’den Lübnan’a uzanan vekil güç ağlarıyla etkisini genişletmeye çalışan İran’ın politikaları özellikle Suriye’de uzun ve yıkıcı bir savaşın derinleşmesine yol açtı.

Küresel rekabetin sertleştiği yeni dönemde bölgesel istikrarsızlık ihtimali farklı aktörler için farklı stratejik sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle Türkiye’nin bulunduğu coğrafya yalnızca bölgesel değil, küresel güç rekabetinin de merkezlerinden biri haline geliyor.

Önümüzdeki yıllarda küresel sistem üç ana güç merkezinin etrafında şekillenebilir:

Çin merkezli Asya ekseni

Türkiye, Hindistan ve Brezilya gibi bölgesel güçler

21. yüzyılın temel gerilimi artık Batı ile İslam dünyası arasında değil; küresel sistemin kontrolü üzerine yoğunlaşıyor.

Bu tabloda İslam dünyasının önünde iki seçenek bulunuyor: Başkalarının kurduğu oyunda bir satranç tahtası olmak ya da kendi stratejik aklını üreterek gerçek bir aktöre dönüşmek.

Türkiye açısından mesele açık: küresel güç rekabetini doğru okumak, riskleri erken görmek ve bölgeyi yeni bir istikrarsızlık döngüsüne sürükleyecek gelişmelere karşı hazırlıklı olmak. Çünkü denge bozulduğunda en büyük bedeli her zaman toplumlar ödüyor.


© Yeni Ankara