Herkesin derdini yazan gazetecinin derdini kim dinleyecek?
Dün, Yeni Ankara gazetemizin yazarları Şakir Kurter ve Yunus Orhan ile birlikte Medya İşçileri Sendikası (Medya-İş) Genel Başkanı Sezai Ballı'ya uğradık.
Bir çay içelim dedik.
Üç gazeteci, bir sendika başkanı...
Masada gazetecinin alın teri vardı. Geçim sıkıntısı, iş güvencesi, sendikal mücadele, Anadolu basınının geleceği...
Ballı anlattı, biz dinledik.
Zaman zaman kendi mesleki tecrübelerimizi de paylaştık.
Yıllardır bu mesleğin içindeyiz. Gecesini gündüzüne katanları, haber peşinde şehir şehir dolaşanları, başkalarının sorunlarını gündeme taşırken kendi sıkıntılarını içine atanları iyi biliriz.
Gazeteci herkesin kapısını çalar.
Peki, gazetecinin kapısını kim çalıyor?
İşte sohbetten ayrılırken zihnimde kalan soru buydu.
31 KİŞİYLE BAŞLAYAN MÜCADELE
Medya-İş'in hikâyesi 9 Mart 2012'de başlıyor.
Anadolu Ajansı çalışanlarının öncülüğünde 31 kişi bir araya geliyor.
Medya çalışanlarının emeğini, hakkını ve geleceğini korumak.
Aradan yıllar geçiyor.
Ballı'nın Mayıs 2026'da yapılan genel kurulda açıkladığı verilere göre Medya-İş, 81 ilde ve 18 ülkede örgütlü.
31 kişiyle başlayan bir sendikal hareketin bugün ulaştığı coğrafi genişlik dikkat çekici.
Sezai Ballı, 17 Mayıs 2026'daki genel kurulda 101 delegenin tamamının oyunu alarak yeniden genel başkan seçildi.
Ancak sendikacılıkta gerçek başarı, sandıktan çıkan oy kadar çalışanın hayatına yansıyan kazanımlarla ölçülür.
GAZETECİNİN CEBİNDE NE KALIYOR?
Bir gazeteci düşünün.
Sabah erkenden evden çıkıyor.
Meclis'te, sokakta, adliyede, afet bölgesinde...
Herkesin sorununu haberleştiriyor.
Akşam evine döndüğünde ise kendi hesabını yapıyor.
Kira, faturalar, çocukların okul masrafları...
Maaştan geriye ne kalıyor?
Sezai........
