menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Başaramayacaksınız!

14 0
08.10.2026

Türkiye'nin son yüz küsur yıllık tarihini yalnız darbeler, seçimler ve siyasi partiler üzerinden okumak eksik kalır.

Bu topraklarda daha derinde devam eden başka bir mücadele var:

Halkın inancıyla kavga edenlerle, inancını yaşayarak var olmak isteyenlerin mücadelesi...

1909 önemli bir kırılma noktasıydı.

Sultan II. Abdülhamid tahttan indirildi.

İttihat ve Terakki'nin devlet üzerindeki hâkimiyeti giderek arttı.

Balkan felaketi... Birinci Dünya Savaşı... Mondros... İstanbul'un işgali...

Ve önümüze konulan Sevr...

Millet Anadolu'da ayağa kalktı.

Milli Mücadele’yi kazandı. İşgalcileri gönderdi. Vatan kurtuldu.

Fakat bu defa başka bir tartışma başladı.

Bu millet kendi vatanında kendi değerleriyle yaşayabilecek miydi?

Cumhuriyet kuruldu. “Egemenlik milletindir” denildi.

27 yıl boyunca hiçbir seçim yapmadan egemenlik tek bir partinin emrine verildi.

1946'daki “açık oy, gizli tasnif” garabetinden dört yıl sonra, 14 Mayıs 1950'de millet kararını verdi.

27 yıllık CHP iktidarı sona erdi.

Adnan Menderes iktidara geldi.

Menderes döneminin sembolik ilk adımlarından biri ezanın yeniden aslıyla okunmasının önünün açılmasıydı.

1950 yalnızca Demokrat Parti'nin seçim zaferi değildi.

Yıllardır devlet karşısında kendisini sıkışmış hisseden muhafazakâr Anadolu insanının da sandıkta verdiği güçlü bir cevaptı.

Fakat bu bahar uzun sürmedi.

27 Mayıs 1960'ta darbe yapıldı.

Fakat bir lideri asarak öldürmekle Türk halkının direncine gem vurulmayacağı gerçeği ortaya çıktı.

Yıllar sonra Turgut Özal geldi.

Özal'la birlikte dindar ve muhafazakâr kesimler kamusal hayatta daha rahat nefes almaya başladı.

Türkiye eski devlet kalıplarını sorgulamaya başladı.

Ama bozguncular bu lideri de ortadan kaldırmalıydı!

Özal 1993'te beklenmedik biçimde hayatını kaybetti.

Ölümünün ardından zehirlendiğine ilişkin ciddi iddialar yıllarca........

© Yeni Akit