Mutlak itaat sadece Allah ve Resulüne yapılır!
Mutlak itaat sadece Allah ve Resulüne yapılır!
Olayların peşinden gitmek, gündemi oluşturanların borazanı olmak biz Müslümanlara yakışmaz. Müslüman; gündeme uyan değil, gündemi belirleyendir. Peygamber Efendimizi hayatın dışına çekmek, dinimizi vicdanlara camilere hapsetmek, belli gün ve gecelerde yaşanan bir din olarak göstermek düşülen tehlikenin farkında olmamaktır. Batı’nın istediği protestanlaştırmaya götürür.
Yaşadığımız toplumda dinin sâbiteleri ile değişkenlerinin düşünülemez hale gelmesi, imanımızın icaplarının amele dönüştürülmeyip mazeretlere/bahanelere sığınılması; dinimizi hayata müdahale etmeyen bir din anlayışına götürür. Önce çok üzüldüğümüz İslâm dışı hayat tarzına şimdi alıştık/alıştırılıyoruz. Ahlâkî duruşa ihtiyacımız var.
Dinimiz; Aile-ferdi-sosyal-kamu hayatlarında boşluk bırakmamıştır. Batı; ‘Gün’lerle doldurmuştur. Bizleri de (Demokrasi, laiklik, Kemalizm, vs.) bu kavramlarla iç içe getirmiş, kendi değerlerimizle irtibatımız kesilmiş koparılmıştır. Kur’an-ı Kerim’deki ifadesiyle “Kim şan şeref ve haysiyet istiyorsa bilsin ki şeref haysiyet kuvvet, kudret hâkimiyet yalnız Allah’ın mülkünde tasarrufundadır. Bunları halis niyet ve amaçlarla; İslâm düzenini hayata geçirme iyiliği emir ve kötülüğü nehyetme…” bizim mutlaka yerine getirmemiz gereken sorumluluğumuzdur. Bugünlerde hep tartışılan önemli bir hususa kendi değerlerimizle değerlendirelim. Kur’ân’ın yöneticiler için adâlet ve liyâkat konusundaki ikazlarını hemen herkes bilir. Sadece ‘Birilerine olan öfkeniz sizi adaletten ayırmasın.’ (Maide 8) ‘Emanetleri ehline veriniz.’ (Nisâ 58) ve ‘İşleri aralarında istişare iledir› (Şûra, 38) emirleri bile yöneticiler için gereken sınırı çizmeye yeterli değil midir? İslâm’da siyâsi sistemin dört temel ayağından (hâkimiyet, şûra, adâlet ve itaat) ikisi yöneticilerle ilgilidir: Şûra ve adâlet. Yönetilenle ilgili olan bir temel ilke vardır ki o da itaattir. Tabii ki mutlak itaat........
