Maneviyatın Truva atları
Maneviyatın Truva atlarıREFİK TUZCUOĞLU
Cemiyet hayatının şaşmaz bir kanunu vardır: Maneviyat alanı asla boşluk kabul etmez. Hakikatin, meşruiyetin ve ahlaki murakabenin çekildiği her havza; er ya da geç sahte kurtarıcıların, istismar şebekelerinin ve karanlık odakların açık operasyon sahasına dönüşür.
Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz’ın geçtiğimiz günlerde dile getirdiği, "Tekke ve zaviyeler kapatılmasaydı, denetim mekanizması diri tutulsaydı FETÖ gibi yapılar neşvünema bulamazdı" tespiti, son bir asrın sosyolojik bilançosunu özetliyor. 1925’te ıslah ve teftiş etmek yerine topyekûn yasaklamayı seçen irade, toplumun fıtrî mânâ arayışını dindirememiş; bilakis bu arayışı şeffaf meydanlardan koparıp kapalı kapılar ardına sürüklemiştir. İnsanın nefsiyle yüzleştiği, ahlak ve edeple yoğrulduğu mütevazı dergahların yerini; ezoterik gizemcilikle kitleleri efsunlayan, takıyyeyi ibadet sayan ve nihayetinde namlusunu kendi milletine çeviren karanlık kültler almıştır.
Çürüyen Sosyal Sermaye
Geleneksel irfan havzamızı asırlarca ayakta tutan iki kurucu kırmızı çizgi vardı: Ticaretle iştigal etmemek ve siyasetten fersah fersah uzak durmak.
Kadim dergahlar; vakıf medeniyetinin ruhuyla doyar, rızkını ve hizmetini hasbîlikle yürütür; sermaye biriktirme ya da iktidar devşirme hırsına kapılmazdı. Zira gaye dünyaya hükmetmek değil, nefsi terbiye ederek Yaradan’a kul olabilmekti. Ne zaman ki bu iki sınır çiğnendi, maneviyat sahası denetimsiz bir serbest piyasaya dönüştü; işte o an çürüme kaçınılmaz hale geldi. Milyarlık kayıt dışı servetler, holdingleşme yarışları, nüfuz kavgaları ve yabancı istihbaratların elverişli aparatına dönüşen yapılar; Türk toplumunun asırlar boyunca ilmek ilmek dokuduğu güven zeminini, yani asıl "sosyal sermayesini" dinamitledi.........
