Keçiören alarmı
Ankara Keçiören Belediyesi’nde yürütülen uyuşturucu taramasının sarsıcı bilançosu kamuoyuna yansıdığında, hadiseyi sıradan bir yerel yönetim vakası sayanlar fena hâlde yanıldı. Teste tâbi tutulan 213 çalışandan 171’inin pozitif çıkmasıyla beliren o dehşet verici tablo, kesinleşen vakalar ve peş peşe gelen görevden el çektirmeler; su yüzeyinde kalan buzdağının yalnızca küçük bir parçası.
Keçiören, başkentin sosyolojisinde muhafazakâr duyarlılığın sembol merkezlerinden biri. Böylesi bir zeminde görev yapan personelin büyük bir kısmında sentetik zehirlerin izine rastlanıyorsa, artık hiçbir kesimin "bize dokunmaz" deme lüksü yok. Ortadaki acı bilanço, sahte bir korunaklılık vehmiyle avunan herkesin yüzüne inen sert bir tokattır.
Asıl ürpertici sual ise şu: Keçiören bu cerahate neşter vurma cesareti gösterdi; peki ya diğer belediyeler ne durumda? Daha da hayati olanı; kamu-özel ayrımı gözetmeksizin kapsamlı bir tarama yapılsa nasıl bir manzara ile yüzleşiriz? Zira uyuşturucu, hangi zaviyeden bakarsanız bakın, doğrudan bir millî güvenlik ve karşı istihbarat meselesidir.
Hedef şahsı devşirmede “zafiyet avcılığı” yapmak, istihbarat doktrinlerinin en kadim kuralıdır. Zihni ve iradesi uyuşturucuya rehin düşmüş bir kamu görevlisi yahut kritik bir mühendis, yabancı servislerin zahmetsizce ağına düşüreceği açık bir hedefe dönüşür. Nitekim Soğuk Savaş döneminde KGB’nin Fransız Büyükelçisi Maurice Dejean’ı alkol ve uyuşturucuyla harmanlanan bir şantaj tuzağına çekmesinden, CIA’in kimyasalları zihin kontrol silahına dönüştürdüğü MK-Ultra operasyonlarına kadar istihbarat tarihi bu ibretlik vakalarla dolu.
Bugün ise tehlike karanlık ağların (Dark Web) dehlizlerine kadar indi. Sanal........
