Zalimlerin karşısında eğilirsek basamak, dik durursak sığınak oluruz
Zalimlerin karşısında eğilirsek basamak, dik durursak sığınak oluruz
İnsan zalimlerin eğildiğinde, üzerine basılıp geçilen bir basamağa dönüşür; herkes kendi menfaati için onu kullanır. Ama hak karşısında dimdik durduğunda, sadece kendini değil, başkalarını da koruyan bir sığınağa dönüşür. Çünkü izzet, omurgasını kaybetmeyenlerin nasibidir.
Hayat, insanı çoğu zaman rahat etmek için eğilmeye çağırır. Makam için, korkudan, çıkar uğruna ya da yalnız kalmamak adına… Fakat her taviz, insanın ruhundan koparılan küçük bir parçadır. Sürekli eğilenin boynu alışır; bir müddet sonra doğrulmak bile ağır gelir.
Oysa dik durmak sadece bir direnç değil, aynı zamanda bir emniyettir. Zulüm zamanlarında hakkı savunan insanlar, yalnız kendileri için değil; sesi kısılanlar, korkutulanlar ve yönünü kaybedenler için de sığınak olurlar. Çünkü fırtınalı zamanlarda insanlar, gölgesi olan ağaçlara yaklaşır; kökü olmayan otlara değil.
Bu yüzden insan, ne pahasına olursa olsun şahsiyetini muhafaza etmelidir. Zira eğilenler geçici bir rahatlık bulabilir; ama dik duranlar, ardında izzet ve güven bırakır.
“Firavun kavmini sindirerek hafifleştir/ aklını çeldi, hemen ona boyun eğdiler; onlar zaten yoldan çıkmış bir topluluk idi.” (Zuhruf Sûresi/ 54)
Arapça’da “acele ettirdi, aldattı, bilgisizliklerinden yararlandı, onları bilgisizlikleri ve güçsüzlükleri yüzünden hafife aldı, istediği gibi yönlendirdi” mânalarını ifade etmektedir. Totaliter yönetimlerde yöneticilerin istemediği şey, halkın bilgilenmesi, doğruyu öğrenmesi, örgütlenerek hakkını talep edecek kadar güçlenmesidir. Firavun da aynı yola başvurmuş, Hz. Mûsâ’nın gerçeğe ve tevhide yönelik davetini sabote etmiş, halkın sağlıklı düşünmesini engellemiş, geleneklerden ve gözler........
