menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çöken duvarların ardındaki sessizlik: Müslüman aileyi yeniden inşa etmek

25 0
18.05.2026

Çöken duvarların ardındaki sessizlik: Müslüman aileyi yeniden inşa etmek

Bir medeniyet önce sokakta değil, evinde çözülür. Bir millet önce sınırlarını değil, mahremini kaybeder. Ve bir ümmet önce toprağını değil, aile ruhunu yitirir.

Bugün Türkiye’de yaşanan kriz yalnız ekonomik değildir; asıl kriz, insanın anlamını kaybetmesidir. Çünkü modern çağ, insanı özgürleştirme vaadiyle ailesizleştirdi. “Birey ol” denildi; neticede yalnız kalabalıklar üretildi. “Sınırsız özgürlük” denildi; sonuçta nefsin esareti doğdu. “Kadın özgürleşiyor” denildi; fakat kadın da erkek de huzurunu kaybetti. Çocuk ise ekranların, sokakların ve ideolojilerin yetimine dönüştü.

Bir zamanlar mahallenin ayıpladığı şeyler bugün televizyonlarda alkışlanıyor. Eskiden perde arkasında utanılarak konuşulan hayasızlıklar bugün toplu taşıma araçlarında, sosyal medya ekranlarında, üniversite koridorlarında sıradanlaştırılıyor. Mahremiyet “baskı”, iffet “gericilik”, hayâ ise “özgüvensizlik” gibi sunuluyor.

Oysa Kur’an’ın inşa ettiği aile, sadece aynı evde yaşayan insanların birlikteliği değildir. Aile; bir ahlak ocağıdır, bir merhamet medeniyetidir, nesli koruyan ilahi kalkandır.

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Kendileriyle huzur bulasınız diye size kendi cinsinizden eşler yaratması ve aranıza sevgi ile merhamet koyması O’nun ayetlerindendir.” (Rum, 21)

Demek ki İslam’da evlilik sadece bedenlerin birleşmesi değildir; ruhların sükûnet bulmasıdır. Modern dünyanın en büyük yanılgısı burada başlıyor. Batı medeniyeti aileyi “geçici birliktelik”, arzuyu “özgürlük”, sadakati ise “yük” haline getirdi. Sonuç ortada: parçalanmış aileler, depresif gençlik, yalnız anneler, kimliksiz çocuklar ve sevgisiz toplumlar…

Bugün Müslüman toplumların bir kısmı da aynı savrulmayı yaşıyor.........

© Yeni Akit