menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Şehâdetinin yıldönümünde Enver Paşa’yı Tacikistan’da anmak (4 Ağustos 1922)

15 0
saturday

Şehâdetinin yıldönümünde Enver Paşa’yı Tacikistan’da anmak (4 Ağustos 1922)

4 Ağustos 1922 tarihinde bir kurban bayramı sabahı Sovyet Bolşeviklerince kuşatmaya alınarak şehit edilen Enver Paşa ile arkadaşları Devletmend Bey ile Faruk Bey’i şehâdetlerinin 104’üncü yıldönümlerinde ziyaret etmek amacıyla bizi Tacikistan’a taşıyan Türk Hava Yollarının A-321-200 uçağının tekerleri gece 01.00 civarında Duşanbe havalimanının pistine değdiğinde bütün yolcular gibi bizi de tatlı bir telaş kapladı. 

Bir an önce baş üstü dolabındaki çantamı almak, pasaport kuyruğunda ön sıraları kapmak ve beni almaya gelen Yusuf Yılmaz kardeşimizle buluşmak.

Terminal çıkışında bu telaş yerini heyecana bıraktı. Bu heyecan; Enver Paşa’nın Turan Ülküsü ile bölgeyi komünist Sovyet işgalinden kurtarmak için geldiği bu topraklara ayak bastığı yerlere basacak olmamdan kaynaklanıyordu.

Neyse ki her şey planladığımız gibi oldu. Çıkış kapısında bekleyen Yusuf Kardeşimizle buluşup birkaç saatliğine istirahat edeceğimiz otelimizin yolunu tuttuk. Yusuf Kardeşimiz sabah 06.00’da gelip beni alacağını söyledikten sonra evine gitti.

06.00’da buluştuğumuzda ise tercümanlığımızı yapacak Şahabettin Kardeşimizi de alıp yola koyulduk. Sabahın serinliğinde yol almak için hızlı gidiyorduk. Enver Paşa’nın, Buhara Emirliğine bağlı iken 23 Temmuz 1922’de Kızıl Sovyetler tarafından işgâl ettiği Duşanbe’yi kurtarmak için gelip karargâhını kurduğu Belcivan’a bağlı Âbı Deryâ köyüne gitmek için Belcivan’da araba değiştirecektik. 

O dağ yollarına bizi tırmandıracak şoför arkadaş eski model Lada Niva cipi ile bizi bekliyordu. Ancak ondan önce, “Belcivan’a hoş geldiniz” tak’ı önünde fotoğraf çektirip, kapı karakolunun yan tarafındaki küçük parkta fotoğrafları bulunan aralarında 1952 Dangara doğumlu kurucu Cumhurbaşkanı (devam ediyor) Sayın İmamali Rahman’ın da olduğu 6 önemli şahsiyet hakkında tercümanımızdan aydınlatıcı bilgileri alıyoruz.

Oradan ayrılıp cip şoförü ile buluşmadan önce Yusuf Kardeşimiz uğramamız gerek bir yer daha olduğunu söyleyince şehir müzesine gidiyoruz. Orada başta Enver Paşa olmak üzere diğer silah arkadaşlarına ait kılıçları onları hürmetle yâd ederek inceleyip fotoğraflarını çekiyoruz. Ardından arabamızı değiştireceğimiz kavşağa geliyor, burada mütemâdiyen akan birde gözesi bulunan buz gibi sudan içerek Lada Niva ciple yola koyuluyoruz. 

Dağları-taşları, dereleri-tepeleri, olmayan yolları ve derin yarıkların üzerinden atlaya atlaya geçiyor kanyonlar, zirveler aşıyoruz. Nihayet Çeğan Tepesine yakın bir yerden, üç kuşaktır şehitlerimizin türbedarlığını yapan ailenin reisini yanımıza alıp, şehitlerimizin defnedildiği, kabirlerinin bulunduğu tepeye varıyoruz. 

Etrafı derme-çatma şekilde çevrilmiş, kalın ağaç dallarından yapılmış bel hizasındaki kapıyı türbedarın açmasıyla üç kabrin bulunduğu küçük kabristana selam vererek giriyoruz. Birisi boş üç kabri tek tek ziyaret ediyoruz. Devletmend Bey ile Faruk Bey’in kabirlerini, Enver Paşa nakledildiği için mâkâmına Fâtihalarımızı ve duâlarımızı okuyor, namazımızı kılıyoruz.  

Birde şehitlerimiz adına oraya çeşme yaptıran 1996-2000 yılları arasındaki Duşanbe Büyükelçimiz Sayın Aydın İdil Beyefendinin annesi Kamran İdil Hanımefendiyi de duâlarımıza katıyoruz. 

ENVER PAŞA VE ŞEHÂDETE GİDEN YOL

23 Kasım 1881 yılında İstanbul Cağaloğlu’nda devlet memurlarının yabancı dil öğrenmeleri için açılan eski Lisan Mektebinin (şimdiki Cağaloğlu Hüsamettin Yivlik Geleneksel Türk El Sanatları Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi.. Sultanahmet tramvay durağına 50 metre mesafede Çatalçeşme Sokağındaki bina) karşısındaki evlerinde dünyaya gelen Enver Paşa, 3 erkek (Enver, Mehmet Kâmil, Nuri) 1 kız (kız kardeşi Cumhuriyet dönemi Genelkurmay Başkanlarından Kâzım Orbay'ın eşi) olmak üzere 4 kardeştiler.  

Enver Paşa, fırtınalarla geçen mücâdeleci hayatına Birinci Dünya Savaşından sonra da devam etti. Bolşevik- komünist Ruslar tarafından işgâl edilen Türk topraklarını bağımsızlığına kavuşturmak için yollara düştü. 

Hedefinde esir edilmiş, toprakları ellerinden alınmış Türkleri bağımsızlığına kavuşturmak, onlara serbestçe ibâdetlerini yapabilecekleri ve insanca yaşayabilecekleri bir hayatı sağlamak, kısaca Türk Birliğini Turan’ı kurmak vardı. 

Bakü üzerinden Aşkabat ve Merv'e uğradıktan sonra Ekim 1921 tarihinde yanında Teşkilât-ı Mahsûsa efsane liderlerinden Kuşçubaşı Eşref’in kardeşi Hacı Sami olduğu halde........

© Yeni Akit