BİR BANKNOT, BİR KASABA, BİR DERS
Çarşı açık, dükkânlar açık.
Tahsilat yok. Para dönmüyor.
Derken akşam saatlerinde kasabaya bir pazarlamacı geliyor.
Kasabada tek otel var.
Otel güzel, temiz, bakımlı…
Resepsiyonda otelin sahibi.
“Gecelik oda fiyatı ne kadar?”
Pazarlamacı 100 doları tezgâha bırakıyor:
“Önce odalara bakayım. Beğenirsem kalırım, beğenmezsem paramı alırım.”
Otel sahibi anahtarı uzatıyor.
Pazarlamacı yukarı çıkıyor.
Otelci 100 dolara bakıyor.
Kasabada başka otel yok.
“Nasıl olsa kalır” diye düşünüyor.
Ve 100 doları alıp borçlu olduğu mobilyacıya veriyor.
100 dolar kasabayı dolaşmaya başlıyor.
Mobilyacının züccaciyeciye borcu var.
Züccaciyecinin marketçiye…
Aynı 100 dolar elden ele geçiyor.
Avukat parayı alınca birden hatırlıyor:
Geçen hafta şehir dışından gelen bir misafirini bu otelde konaklatmış.
Hesabı ödemeyi unutmuş.
Parayı alıp otele gönderiyor.
Ve başladığı yere geri dönüyor.
Tam o sırada pazarlamacı merdivenlerden iniyor.
“Nasıl, beğendiniz mi?”
“Çok güzel. Ama kalmayacağım. Biraz daha yol almaya karar verdim.”
Otelci bir an duruyor.
Sonra az önce avukattan gelen 100 doları uzatıyor.
Pazarlamacı parasını cebine koyuyor.
Pazarlamacının cebinde kaç dolar var?
Kasabada yeni para kaldı mı?
100 dolar, 700 dolar oldu mu?
Yeni bir servet........
