BAŞKASININ BAHÇESİNE BAKARKEN KENDİ BAHÇEN KURUMASIN
İkisi de başarılı birini görüyor. İkisi de onun sahip olduğu nimete bakıyor.
Birinin içinden şu geçiyor:
“Maşallah… Allah daha çok versin. Bana da hayırlısını nasip etsin.”
“Niye onda var da bende yok?”
Aynı manzara, aynı başarı; fakat iki ayrı kalp.
Birinin adı gıpta, diğerinin adı haset.
Gıpta eden insan, “Ben de çalışayım.” der. Haset eden ise “Keşke onda olmasaydı.” diye düşünür.
Başkasının güzelliği sizi harekete geçiriyorsa, o nimet size yol göstermiştir. Fakat içinizi daraltıyor ve sahibinin kaybetmesini istiyorsanız, mesele artık onun sahip oldukları değil, sizin kalbinizdir.
Haset çoğu zaman tek taraflı bir mücadeledir. Kıskandığınız insanın bundan haberi bile olmayabilir. O hayatına devam ederken siz zihninizde onunla yarışır, onun sahip olduklarını düşünürsünüz.
Nimet onun hayatındadır; sıkıntısı ise sizin kalbinizde.
“Kur’an-ı Kerim’de Felak Suresi’nde, ‘Haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden’ Allah’a sığınmamız öğütlenir. Demek ki haset küçümsenecek bir duygu değildir. Kontrol edilmezse önce kalbi, sonra dili ve davranışları bozar; sonunda insan ilişkilerine zarar.
Üstelik insanların hayatlarının tamamını görmeyiz; çoğu zaman yalnızca vitrini görürüz.
Birinin arabasını görür, borcunu bilmeyiz. Evini görür, içindeki huzuru........
