Gecelerin Ötesi
Gecelerin ÖtesiALİ OSMAN AYDIN
Geçenlerde Metin Erksan’ın yönettiği Gecelerin Ötesi filmini yeniden izledim. Gecelerin Ötesi, Erksan’ın Susuz Yaz, Sevmek Zamanı, Yılanların Öcü filmleri kadar ön plana çıkmış bir filmi değil.
Ama bana sorarsanız, sezgileri çok güçlü olan bu film, ele aldığı konuyla geleceğin Türkiye’sine dair kehanetlerde bulunan çok kıymetli bir yapım.
Böyledir zaten… Bazı filmler yalnızca çekildikleri dönemi anlatırlar. Bazıları ise o dönemin henüz adını koyamadığı bir değişimi önceden sezer ve bundan yola çıkarak geleceğin nasıl şekilleneceğini anlatırlar.
1960 tarihli Gecelerin Ötesi, ilk bakışta hayat kavgası veren yedi sıradan gencin benzin istasyonlarını soyan bir çeteye dönüşmesini anlatan bir polisiye gibi görünür. Oysa filmin asıl meselesi bu değildir. Türkiye’nin 1950’lerde yaşamaya başladığı hızlı ekonomik ve toplumsal dönüşümün insanlarda yaptığı beklenti, yabancılaşma ve ahlaki kırılmadır asıl mesele.
2000’lerle birlikte nasıl yeni bir toplumsal değişim fazına girdiysek, belli ki 50’lerde de keskin bir değişim yaşamışız.
Film, farklı hayatlara ve mesleklere sahip yedi şehirli gencin giderek bir çeteye dönüşmesini anlatır. İçlerinde ağır çalışma koşullarından bunalan işçiler, geleceğini kurmak isteyen gençler ve sanatını gerçekleştirmeye çalışan tiyatrocu Cevat gibiler vardır. Ortak noktaları ise başka bir hayat istemeleridir.
“Yırtma” arzusu içindeki bu yedi genç, birkaç soygundan sonra yakayı ele verirler. Heyecanlı başlayan zenginleşme rüyası, giderek birilerinin öldüğü kapkaranlık bir yola girer.
Senaryonun, 1954-1957 yılları arasında Bursa çevresinde yaşanan benzin istasyonu soygunlarından esinlendiği biliniyor. Fakat Erksan sadece “Bu insanlar neden suç işledi?” sorusuna takılmıyor filmde. O suçun arkasındaki siyasal, ahlaki ve toplumsal mekanizmalara bakmaya........
