Kadro’nun Türk İnkılâbına bakışı
Yıldırım Koç yazdı…
www.yildirimkoc.com.tr
Şevket Süreyya ve arkadaşları, Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde gerçekleştirilen Türk İnkılâbının, sömürgecilere karşı verilen askeri bir bağımsızlık savaşıyla sınırlı kalmamasını, bu mücadelede zaferin kazanılmasının ardından toplumcu ve eşitlikçi önemli toplumsal ve siyasi dönüşümlerin yaşanmasını çok önemsiyordu.
Türk İnkılâbını tarihte sömürgeciliğe karşı daha önceleri verilen başarılı mücadelelerden ayıran ve onu, diğer sömürge ve yarı-sömürge ülkeler açısından örnek ve öncü duruma getiren bu özellikti. Diğer bir deyişle, Türk İnkılâbı, Sovyetler Birliği’nin yardımından da yararlanarak ve ancak onun mandası olmadan, Türkiye’ye özgü bağımsızlıkçı, milliyetçi ve demokratik bir sosyalizm modeli oluşturuyordu. Diğer ülkeler bu modeli izlemeliydi.
“Sosyalizme yönelik kapitalist olmayan yol” veya “devlet sosyalizmi” olarak nitelendirilen bu anlayış, kapitalizm ve sosyalizm dışında üçüncü bir yol değildi; işçi sınıfının yeterince gelişmediği, yoksul köylülüğün önemli bir mücadelesinin bulunmadığı koşullarda, anti-emperyalist bir mücadele temelinde sosyalizme geçişte seçeneklerden biriydi.
Türkiye’de uygulanan ve amaçlanan bağımsızlıkçı çizgi, emperyalist ülkelerin aleyhine olduğu gibi, Sovyetler Birliği’nin “sosyalizme yönelik kapitalist olmayan yol” politikası aracılığıyla kendisine bağlı ve bağımlı devletler yaratma politikasına da karşıydı.
Şevket Süreyya, Kemalist İnkılâbın anti-emperyalist olmanın yanı sıra anti-kapitalist olduğunu da sürekli olarak vurguluyordu.
Bu yaklaşım Türkiye’nin öneminin vurgulanması açısından önemliydi. Ancak bu yaklaşımla hareket ederek, başka sömürge ve yarı-sömürgeleri bu anlayışla örgütlemek ve harekete geçirmek gibi bir girişim, Mustafa Kemal Paşa’nın dış politikasına uymuyordu. Mustafa Kemal Paşa, yeni Türkiye’nin büyük zorluklarla inşa edildiği bir dönemde sınırlı olanaklarını bu tür girişimlerde harcamayı ve sömürgelerdeki mücadeleyi aktif bir biçimde destekleyerek emperyalist ülkelerle bir kavgaya girmeyi doğru bulmuyordu. “Dünyada barış” çağrısı, böyle bir niyetin olmadığının da ifadesiydi.
Şevket Süreyya ve arkadaşlarının Türk İnkılâbına ilişkin değerlendirmeleri, bu anlayışlar dikkate alınarak yorumlanmalıdır. Şevket Süreyya’nın İnkılâp ve Kadro kitabında bu konudaki değerlendirmelerden bazı örnekler aşağıda sunulmaktadır:
“Türk İnkılâbı, asli bir takım fikir prensiplerini ve dünya ölçüsünde manalı yeni değerleri, kendi yapısında taşır ve temsil eder. Meselâ şunları işaret edelim:
“1 – Garp ülkelerinde milletlerin milletlikten çıktığı, yani millet içinde sosyal çelişmelerin, sınıf kavgalarının, milletin millet olarak bekasını tehdit ettiği bir zamanda Türk İnkılâbı, milletin İmtiyazsız, Sınıfsız bir varlık halinde istiklâli sloganını getirdi.
“2 – Toplum içinde her teknik terakkinin, kendi peşinden bin bir sosyal çelişmeler getirmek suretiyle bizzat terakkiye engel olduğu, yahut bu terakki denilen şeyin, toplumun topyekûn değersizleşmesine, manevi değerlerin iflasına, ahlaki çöküntüye mal olduğu bir zamanda Türk İnkılabı, Yüksek Tekniğin; toplumun iradeli müdahalesi, yani Planlı bir Devlet kontrolü, yahut sosyal Devlet halinde benimsenmesini ve gelişmesini ortaya attı. Ve böylece yeni, fakat büyük çelişmelerden arınmış, şiddetli sosyal reaksiyonlardan korunacak bir millet nizamını savundu.
“3 – Bugün cihanın, her biri diğerine karşı cephe almış tâbi ve metbû (tabi olunan,YK), yani tâbi olan ve hükmeden milletler nizamı yerine, her biri kendi içinde siyaseten ve iktisaden birlik, kendi aralarında da özgür ve eşit haklı bir milletler nizamını ilân etti.
“Hulâsa İnkılâbımız, dünyanın yeniden ve bir başka nizam altında kurulması ülküsünü manen ve tamamen temsil eder. Millet müessesesinin korunması, Millet yapısının tezatsız, çelişmesiz gelişmesi, Bağımsız milletlerin, bağımsız iktisadi ve siyasi bireyler, birlikler halinde Dünyanın Birliğini kurmaları ülküsü, tarihin hiç bir devrinde, Türk İnkılâbının ruhunda olduğu kadar açıklık ve kesinlikle temsil olunmamıştır.“ (Şevket Süreyya Aydemir, İnkılâp ve Kadro, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1968;93)
“Türk İnkılâbı, dışarıya karşı her türlü Sömürgecilik kayıt ve kontrollerinden arınmış, içeride ise her türlü Sınıf kavgalarını önleyen, yeni bir Dünya Nizamının, çağımızda ilk ve muzaffer müjdecisiydi.” (Aydemir,1968;99)
“Hulâsa çağımızda, milli kurtuluş mücadelesine giren veya girmeye hazırlanan bütün ülkelerde, Tekniğin daha ilk adımdan toplumun menfaatlerini bütünü ile ifade eden, kurucu, işletici ve fazla kıymetleri toplum yararına benimseyici yeni tip bir sosyal devletin planlı bir kuruluşu olduğunu, daima göz önünde tutmak şarttır. Bu şartlar altında ne sınıfların, ne de bugünkü sanayici memleketleri sonu belirsiz katastroflara mahkûm kılan sınıf harplerinin doğmayacağı aşikârdır. İçerde imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir millet yapısı ve dışarıya karşı kayıtsız şartsız, siyasi, iktisadi istiklâl ve bu arada bütün dünya milletleri ile, eşit şartlar altında siyasi ve iktisadi işbirliği… İşte Türk Milli Kurtuluş Hareketini temsil eden Türk İnkılâbının hedefi ve gayesi budur.” (Aydemir,1968;113-114)
“Bir milletin, hem sömürge veya yarı sömürge şartlarına karşı isyanı, hem de büyük bir imparatorluğun parçası ve hatıraları üstünde kurulan bir devletin, Türkiye’nin bizzat emperyalist ve kapitalist nizamını reddedişi, çağımızın ilk defa Yeni Türkiye’de misalini verdiği bir büyük hadisesidir.” (Aydemir,1968;129)
“Yeni Türk Toplumunda Aydın zümre, Sermayeyi elinde toplayan ve Teknik gücü elinde tutan bir sınıfın emrinde ve o sınıfın hesabına, hayrına çalışan bir Emirberler........© Veryansın TV
