Devrimci Kemalist milliyetçiliğin düşmanı gerici Kürt milliyetçiliği
Türkiye’de 1960’lı yıllarda sosyalistlerin devrimci milliyetçilikten veya Kemalist milliyetçilikten kopması ve milliyetçilik bayrağını ABD ile bağlantılı milliyetçi-mukaddesatçılara teslim etmesinin en önemli nedenlerinden biri, bilimsel sosyalizmde pek de açık bir biçimde ele alınmayan ve günün politik ihtiyaçlarına göre kullanılan “ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı” gibi bir ilkeye saplanmaları ve böylece emperyalistlerin işbirlikçisi Kürt milliyetçilerinin kuyruğuna takılarak, bölücülüğe hizmet etmeleridir. Türkiye’de sosyalistlerin kitlelerden kopmalarının en önemli nedenlerinden biri de bu tavırdır. Bölücülüğe verilen taviz, sosyalistleri Atatürkçülükten, milliyetçilikten, Türk bayrağından kopardı. İşin ilginç yanı, Kürt milliyetçiliğinin ırka dayalı bir milliyetçilik olması ve çeşitli ülkelerde Kürt soyundan gelenlerden bir devlet kurma hedefiyle irredantizmi savunmasıdır. Bu tavır, Kürt milliyetçiliğinin gerici niteliğini daha da vurgulamaktadır.
Kürt milliyetçiliğini kullanabileceğini sanma yanılgısı, Sovyetler Birliği’nin de teşvikiyle, eski TKP’de başladı.
Eski TKP’nin 1926 Programının ana hatları 1925 yılındaki kongresinde belirlendi. “Ertesi sene zarfında merkez komitasının harici bürosu bu lâyihayı tadil ederek mazbut bir program şekline sokmuş; bu proje, 1926 fırka konferansı tarafından tadil ve kabul edildikten sonra, Komintern’in tasvibine mazhar olmuştu.” Eski TKP’nin parçasını oluşturduğu Komintern’in onayladığı programda Türkiye Cumhuriyeti devletinin bütünlüğünü ortadan kaldırmaya yönelik şu bölümler yer alıyordu (metin aynen aktarılmaktadır):
“(11) T.K.P. milli ekalliyetlerin, Türkiye’den ayrılmak hakkı da dahil olmak üzere, mukadderatlerini bizzat tayin etmek haklarını bila kaydü şart tanır. Halk fırkasının müslüman ekalliyetleri zorla türkleştirmek ve hıristiyan ve Musevi ekalliyetleri de ezmek siyasetine her vasıta ile muhalefet eder.” TKP (azınlıklar) “onlar için hukukta tam bir müsavat, lisanlarını kullanmak ve tedvin ve tedris etmek hususunda tam bir serbesti (…) talep eder.”
“(55) “A.K.H. (Amele ve Köylü Hükümeti) kesif halk kütleleri halinde yaşayan milli ekalliyetlere (kürtler, lazlar) mukadderatlerini serbestçe tayin etmek ve arzu ederlerse Devletten ayrılmak hakkını bahşeder. (…) Aynı zamanda, bir sovyet cumhuriyeti şeklinde teşekkül eden Türkiye amele ve köylü hükûmeti, imperyalizme ve derebeylerine karşı elbirliğile mücadele için, mazlum milli ekalliyetlerin emekçi kütleleri ile sovyet cumhuriyetleri federasyonu şeklinde bir ittifak akdine matuf bir siyaset takip eder.”
Eski TKP’nin yayın organlarından Kızıl İstanbul gazetesinde (Temmuz 1930, Sayı 1) “Ahmet” imzalı “Şarktaki Köylü Harekâtı” yazısında şu değerlendirme yapılıyordu:
“Kemalist burjuvazi Kürdistanı bir müstemleke halinde kullanmakta ve onun kanını emmektedir. Milli ekalliyetlere karşı kemalistlerin takip ettiği bugünkü tazyikkâr aksi inkılapçı siyaseti de buna inzimam edince Kürdistan köylülerinin kaç katlı bir istismar altında bulundurulduğu meydana çıkar. (…)
“Türkiye’deki bütün milli ekalliyetlerin ve bu meyanda Kürtlerin kendi mukadderatına kendilerinin hakim olması temin edilmelidir.” (Akbulut, Erden – Ülker, Erol, Komintern Dönemi TKP Tarihi 3, Türkiye Komünist Partisi’nin Bölünmesi, 1928-1932, Yordam Kitap, İstanbul, Aralık 2023;372)
Komünist Enternasyonal Doğu Sekreterliği’nin 8 Aralık 1930 tarihli “Türkiye Hakkında Kararı” da Türkiye’de komünistlerin bölücülük yapmasını zorunlu kılıyordu:
“TKP milli azınlıklar, özellikle de Kürtler ve Lazlar arasında çalışmaya özel bir önem vermek zorundadır. Bu açıdan TKP’nin ana görevi şunlardır:
“a) Milli azınlıkların menfaat ve haklarını savunmak, onların kendi kaderlerini tayin hakkı için mücadele etmek, milli azınlıkların Kemalizm tarafından vahşice sömürülüp boyunduruk altında tutulduklarını açığa vurmak, kendi dillerini konuşma ve kültürlerini koruma, demokratik olarak kendi kaderlerini belirleme hakkını savunmak; (…)
“e) Kürtlerin milli-devrimci öğelerini tek bir örgüt çatısı altında birleştirmeye çalışmak;
“TKP aynı zamanda Lazlar arasında çalışmaya özel bir önem vermelidir. Lazistan’da denizciler, balıkçılar ve köylüler de çifte boyunduruk altında sömürülmektedirler. Lazlar arasında TKP’nin Bolşevik milli politikası Kürtlere göre çok daha uygun bir temel bulmaktadır zira: 1) Lazlar arasında sınıfsal ayrışım Kürtlere göre daha ileri gitmiştir; 2) Lazlar arasında devrimci hareket daha büyük bir geleneğe sahiptir; 3) SSCB ile doğrudan komşuluk ve SSCB ile yakın ilişkiler Lazlara Sovyet sisteminin ve Sovyet iktidarının milli politikasının üstünlüğünü somut olarak göstermiştir.” (Akbulut-Ülker, Aralık 2023;465-466)
Eski TKP’nin bölücülük konusunda parti programı, faaliyet programı ve çeşitli açıklama ve yayınlarında yer alan ifadeleri kendisine hiçbir yarar sağlamadı, Kürtler veya Lazlar içinde bir taban oluşturabilmesini sağlamadı; tam tersine, devletin son derece duyarlı olduğu bir konuda, bu açıklamalar bile eski TKP’nin hedef yapılmasında önemli bir etmen oldu. Bu tavır, Türkiye’deki bir ihtiyacın değil, eski TKP’nin bağlı ve bağımlı olduğu Sovyetler Birliği’nin taleplerinin sonucuydu. Sovyetler Birliği’nin bu konudaki tavrı ise, Türkiye’nin politikalarını etkilemede gerektiğinde “Kürt kartı”nı oynayabilme düşüncesiyle bağlantılıydı.
Türk komünistlerinin, büyük fedakarlıklarla sağlanmış olan milli birliğin korunması gibi hassas bir konuda Türkiye’nin çıkarları açısından ne kadar sakıncalı görüşler savunduklarının bir örneği, Türkiye sosyalist/komünist hareketinde saygın bir yeri olan Dr.Hikmet Kıvılcımlı’nın 1933 yılında yazdığı İhtiyat Kuvvet: Milliyet (Şark) kitabında görülebilir. Kitap, müsvedde halinde TKP Merkez Komitesi’ne iletilmiştir. Kitabın bazı bölümleri aşağıda sunulmaktadır:
“Türk burjuvazisi, Şark vilayetlerini ve Kürdistan’ı, bu üç noktadan sömürge usulleriyle sömürüyor (1) Tüketim ilk maddesi; (2) Üretim ilk maddesi; (3) İşeli cihetinden. Bunlara bir dördüncüsü olarak maliyenin satırını da ilave edersek Türk burjuvazisinin Kürdistan’ı iktisaden ezişine az çok dikkate değer örnekler bulunmuş olur.” (Kıvılcımlı, Hikmet, İhtiyat Kuvvet: Milliyet (Şark), Yol: 6. Kitap, Yol Yayınları, İstanbul, 1979;110)
“Kemalizm Kürdistan’ı layıkiyle soyabilmek için…” (Kıvılcımlı,1979;125)
“Müfettiş-i Umumilik, 1926 senesinden beri tedhişe başlayan Kemalizmin memlekette tutunabilmek için, icap eden mıntıkalarda tatbik edilebilecek daimi terör vasıtasını el altında bulundurmak için bir ‘kanun’ ile legalize ettiği, sömürgeci, militarist diktatörlüğe dayanan bir müessesedir. Kürdistan’a 1927 sonlarında ilk defa tatbik edildi.” (Kıvılcımlı,1979;131-132)
“Bürokrasi cenderesi, jandarma terörü, yalın kılınç ordu taarruzu. İşte Kürdistan’da Türk burjuvazisinin sömürge siyaseti.” (Kıvılcımlı,1979;140)
“İsyan zamanında: Kemalizm ne kadar Kürt köylüsü öldürebilirsem kârdır, der. Normal zamanlarda da binbir tazyik ile suçlandırdığı Kürt köylülerini, kaçaksa; evini köyünü yıkar, ele geçerse, sevkiyatta kaçtı diye vurur ve bu ‘amansız’ imha siyaseti, şark vilayetlerinde bir Kürtlük bulunmadığı ve bulunamıyacağını ispat etmek için uğraşır.” (Kıvılcımlı,1979;152)
“Kemalizm, Kürdistan’ı bir sömürge, hem de barbarca ezilen ve soyulan bir sömürge yapmıştır.” (Kıvılcımlı,1979;161)
“Kürdistan mazlum halkını emperyalizmin kucağına atan Kemalist sömürgeciliğinin zulmüdür. (…) Türkiye proletaryası kardeş Kürdistan proletaryası ile el ele verip de, gerek Anadolu’nun soyulan, soğana çevrilen çalışkan Türk köylülerini ve gerekse mazlum Kürdistan köylülüğünü Sovyetler Devrimi şiarı ile, insanlığın ilk ve son defa gördüğü büyüklükteki o yaman ihtilal kıyametine kavuşturduğu gün, Anadolu ve Kürdistan Sovyetler Devrimi, bugünkü Kemalist Türkiye’nin binbir tezatla kemirilen ‘milli’ birliğinden nitelikçe bambaşka, nicelikce uçsuz bucaksız nisbette müthiş aşılmaz ve yenilmez bir anti-emperyalist kale olacaktır. İşte Türkiye Komünist Partisi bu kaleyi kuracaktır.” (Kıvılcımlı,1979;216-7)
“Türkiye Komünist Partisine iki görev düşüyor: (1) Mazlum Kürdistan halkı ile bağlanmak; (2) Bir Kürdistan Komünist Partisinin kuruluşunu kardeşçe hazırlamak.” (Kıvılcımlı,1979;220)
Eski TKP’nin bu bölücü girişimleri herhangi bir sonuç vermedi. Türkiye’de Kürt milliyetçiliği 1937-1938 Dersim ayaklanmasından sonra büyük ölçüde engellendi.
Gerici Kürt milliyetçiliğinin 1960’lı yıllarda yeniden canlanması iki kanaldan oldu.
Birinci kanal, milliyetçi Kürt aydınlarının Türkiye İşçi Partisi’ne katılmasıydı. Tarık Ziya Ekinci bu süreci şöyle anlatmaktadır: “Diyarbakır’da sol eğilimli Kürt aydınları TİP’in kuruluş mücadelesini yakından izliyorlardı. 1963 yılının Mart ayında 3-4 Kürt aydını az sayıda işçi ve esnafı da yanlarına alarak Diyarbakır’da TİP il örgütünü kurdu.” (Ekinci, Tarık Ziya, Türkiye İşçi Partisi ve Kürtler, Sosyal Tarih Yayınları, İstanbul,2010;16)
1963 yılında yerel yönetim seçimlerinden sonra Kürtlerin TİP’e ilgisi arttı.
“Yerel seçimlerden sonra kimi işçi, emekçi ve aydınların partiye katılmış olmalarına karşın, TİP’te asıl canlılığı yaratan ve onu Kürt ulusal demokratik hareketinin çekim merkezi konumuna getiren, aydın Kürt mollalarının ilgisi oldu. (…)
“Acaba bu genç mollaların, işçi sınıfı hareketinin olmadığı, sınırlı sayıdaki aydının da ağa kökenli olduğu, kültürel ve sanatsal birikimi olmayan bu ilçelerde TİP’i kurma girişimlerinin nedeni ne olabilirdi? Üstelik ağalar tarafından dinsizlikle suçlanan bir partinin medrese eğitimi görmüş din adamları tarafından desteklenmesi nasıl açıklanacaktı? (…) Bu mollalarda milliyetçi duygular gelişmiş ve sınıfsal bir bilinç sıçraması oluşmuştu. (…)
“Kürt mollaların bir bölümü de, henüz Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi (T-KDP) kurulmamış olmasına karşın Molla Mustafa Barzani’nin liderliğindeki Irak Kürdistan Demokrat Partisi (I-KDP) çizgisine yakın duruyorlardı. Ancak, T-KDP kuruluncaya kadar bize karşı bir tutum içine girmediler. Aksine, TİP’e sempatiyle yaklaşıyorlardı. T-KDP kurulduktan sonra, ağa milliyetçilerinin tuttukları düzen partilerini desteklemeyi yeğleyerek TİP’e karşı düşmanca bir tutum içine girdiler.” (Ekinci,2010;23-25)
İkinci kanal, ABD emperyalizminin girişimleri sonrasında Kürdistan Demokrat Partisi’nin Türkiye kanadının (T-KDP) kurulmasıyla oluştu.
Türkiye, Küba krizi sonrasında Türkiye’deki nükleer başlıklı Jüpiter füzelerinin Türkiye’nin bilgisi bile olmadan geri çekilmesi ve 1963-1964 yıllarında Kıbrıs’ta yaşanan vahşet ve ABD Başkanı Johnson’un Başbakan İsmet İnönü’ye gönderdiği ünlü mektuptan sonra, Sovyetler Birliği ile ilişkilerini geliştirmeye başladı. ABD’nin bu gelişmeye karşı tepkilerinden biri, ABD’nin işbirlikçisi Molla Mustafa Barzani’ye Kürdistan Demokrat Partisi’nin Türkiye kanadını 1965 yılında kurdurtması ve Kürt milliyetçiliğini teşvik etmesi oldu. Türkiye’de gerici Kürt milliyetçiliği, KDP aracılığıyla canlandırılmaya çalışıldı.
Bu yıllarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da bazı köylerde jandarmanın eşkıya takibinde halka uyguladığı baskılar, insanların haklı tepkisini çekiyordu. (Jandarma baskısı konusunda bkz. Ekinci, 2010;44-48)........
