CKMP’den MHP’ye, Türkçülük’ten milliyetçi mukaddesatçılığa
Türkiye’de günümüzde milliyetçilik kavramı konusundaki algıların oluşmasında Milliyetçi Hareket Partisi’nin önemli bir etkisi oldu.
1960’lı yıllarda bir kırılma noktası, 1961 Anayasasının kabulü sonrasında Türkiye’de sosyalist hareketin güçlenmesi, Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinde Küba Krizi (1962) sonrasında nükleer başlıklı Jüpiter füzelerinin Türkiye’nin onayı alınmadan geri çekilmesi ve 1963 Noel’inde Kıbrıs’ta Rumların yaptığı katliam sonrasında Türkiye’nin meşru müdahale girişimi sürecinde ABD Başkanı Johnson’un Başbakan İsmet İnönü’ye yazdığı ünlü mektuptur.
Türkiye 1960’lı yılların ortalarından itibaren Sovyetler Birliği ile ekonomik ilişkileri geliştirmeye başladı. Sovyetler Birliği’nin bu dönemdeki dış politikası da bu işbirliğini destekliyordu. Türkiye’de sosyalist hareketin gelişmesinin yanı sıra Türkiye – Sovyetler Birliği ilişkisinin de eşzamanlı olarak iyileşmesi, emperyalistler ve işbirlikçileri için “milliyetçi-mukaddesatçı” çevreleri ve Türk-İslam Sentezi projesini önemli bir araç haline getirdi.
Alpaslan Türkeş 27 Mayıs Devrimi sonrasında kendisiyle yapılan bir görüşmede Atatürk devrimlerine sahip çıkıyor, ezanın ve Kuran’ın Türkçe olmasını savunuyordu. Bu görüşleri, 1969 yılında Nurcular tarafından kendisine karşı kullanıldı.
Cevat Fehmi Başkut, 17 Temmuz 1960 günkü Cumhuriyet’te “Başbakanlık Müsteşarı Albay Alpaslan Türkeş ile Görüşme” başlıklı bir yazı yayımladı. Görüşmede yer aldığı biçimiyle, Alpaslan Türkeş’in bazı ifadeleri şöyledir: “27 Mayıs hareketi, Atatürk ruhunun yeniden şahlanmasıdır. Atatürk inkılâpları yerlerinde saymadılar, gerilediler. Din, kıyafet ve en mühimmi zihniyet sahasında gerilediler. (…) Son zamanlarda Anadolu’yu hiç dolaştınız mı? Çarşafın nasıl kapkara bir yangın halinde bütün yurdu sardığını gördünüz mü? (…) Türkçecilik bu millete Atatürk’ün en büyük, en faydalı hediyelerinden biri idi. Evvelâ ezanı Arapça okutmakla buna ihanete başladılar.”
Alpaslan Türkeş, “Ya Kur’an’ın Türkçeleştirilmesi teşebbüsleri? Sabıkların baltaladıkları bu teşebbüslere taraftar mısınız?” sorusuna da şu yanıtı verdi: “Mutlaka… Türk camiinde Türkçe Kur’an okunur, Arapça değil.” (Cumhuriyet, 17.7.1960)
Alpaslan Türkeş, 31 Mart 1965 tarihinde Muzaffer Özdağ, Rıfat Baykal, Ahmet Er, Dündar Taşer ile birlikte CKMP’ye (Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi) üye oldu. 30 Temmuz-1 Ağustos 1965 tarihlerinde yapılan olağanüstü kurultayda da genel başkan seçildi.
Alpaslan Türkeş’in ve bazı arkadaşlarının 1965 yılında Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’ne girmesi ve yönetimi ele alması sonrasında Türkçü ve mukaddesatçı faaliyetler arttı. Bunun bir amacı, Sovyetler Birliği’ni rahatsız ederek, Türkiye – Sovyetler Birliği ilişkisinin gelişmesine engel olmaktı. Ancak Türkçülerin ve mukaddesatçıların bu doğrultudaki çalışmaları, Sovyetler Birliği ile ekonomik ilişkileri geliştirme konusundaki devlet politikası nedeniyle fazla etkili olmadı. Devlet, Sovyetler Birliği ile ilişkileri geliştirirken, ülke içinde sosyalist hareketin güçlenmesinden (hem iç politik nedenlerle, hem de Türkiye’de komünistlerin geçmişte Sovyetler Birliği’ne bağlı ve bağımlı çizgisi nedeniyle) kaygılıydı. Turancı-Türkçü ve mukaddesatçı hareketler, “milliyetçilik” adına sosyalist solun gelişmesini engellemekte kullanıldı.
Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nin 1965 yılında kabul edilen programında ırkçılık reddediliyor, Kemalist milliyetçiliğe uygun bir millet tanımı kabul ediliyordu:
“Madde 6 — Biz, milleti devamlı, manevi bir bütün kabul ederiz. Bu bütünü yaşatan değerlerin korunmasını isteriz.
“Türk milleti, hayat, kader, kültür ve ideal birliğinin yarattığı devamlı, tarihi ve sosyal bir kişiliktir.
“Türklüğün, büyük ve şerefli mazisine ve aydın geleceğine inanıyoruz.
“Madde 7 — Partimiz, ‘Ben Türk’üm’ diyen ve kendini Türk sayan her insanı Türk kabul eder. Irkçılığı reddeder.
“Bizce Türk oluş: Kendini Türk Milletine mensup bilme şuuru, Türk kültürüne sevgi duygusu, Türk olarak yaşamak iradesi ve Türk devletine sadakattir.
Programda Parti’nin gayesi açıklandıktan sonra şöyle yazıyordu: “Madde 2- Parti bu gayeye: (a) Millî, demokratik, lâik, sosyal hukuk devleti ülküsüne; (b) Hürriyet, milliyet, ahlâk, ilim, toplumculuk, gelişme, halkçılık, köylücülük ve endüstrileşme ilkelerine samimiyetle bağlanmakla ulaşılacağı inancındadır.”
Parti’nin laiklik konusundaki görüşü ise, “din görüşü” ile birlikte aşağıdaki şekilde ele alınıyordu:
“Madde 16- Biz, din ve vicdan hürriyetini, insan hürriyetlerinin ayrılmaz bir rüknü kabul ederiz. Kamu düzenine, genel ahlâka aykırı olmadıkça dinî inançlara uygun ibadet, ayin ve törenleri din öğrenim ve öğretimini, din ve vicdan hürriyetinin tabii ve zaruri sonucu görürüz. Dinin, dinî duyguların, dince kutsal sayılan varlıkların hor görülmesine, tecavüze uğramasına karşıyız. Dinin, dinî duyguların, dince kutsal sayılan varlıkların, şahsî, zümrevî, siyasî ve iktisadî çıkar sağlama yolunda istismarına karşıyız.
“LAİKLİK ANLAYIŞIMIZ:
“Madde 17- Biz laikliği dinsizlik olarak değil, devlete din izafe edilmemesi, devletin sosyal, ekonomik, hukukî temel düzeninin din kurallarına dayandırılmaması anlamında kabul ediyoruz.”
“MİLLİYETÇİLİK ANLAYIŞIMIZ, MİLLİYETÇİLİĞİMİZİN VASIFLARI VE HEDEFLERİ:
“Madde 21 — Türk milliyetçiliği, Türk milletine, kültürüne, devletine, sevgi, bağlılık ve hizmet ülküsüdür.
“Türk milletine beslenen büyük sevginin ifadesi olan milliyetçiliği, kurucu, koruyucu, yaratıcı, yükseltici, ilerletici bir ruh ve şuur ve kudret kaynağı olarak görüyoruz.
“Madde 22 — Partimizin ilke ve amaçlarından saydığı Türk milliyetçiliği anti emperyalist, barışçı, hürriyetçi, demokratik bir milliyetçiliktir.
“Bu özellikleri; Türk tarihinden, halk ruhundan, inançlarından ve Atatürk ilkelerinden alır.
“Madde 23 — Milliyetçiliğimizin hedefleri:
“a) Milletlerarası camiada Türk milletinin varlık ve kişiliğini, eşit ve şerefli üye olmak hukukunu devam ettirecek Türk İstiklâl ve hürriyet şuurunu canlı ve uyanık tutmak,
“b) Türkiye halkının dil, amaç, kültür ve kader birliği içinde bölünmez bir millet olarak gelişmesini sağlamak,
“c) Ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınma dâvamızı çözmek için gerekli inkılâpçı zihniyet, ruh ve heyecanı, milletçe fedakârlık ve dayanışma gücünü yaratarak hızla modern bir millet olmak hususlarıdır.” (Müreffeh ve Kuvvetli Türkiye İçin C.K.M.P. Programı, Ankara, 1965)
Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nin 1965 yılındaki milletvekili genel seçimleri öncesinde yayımladığı seçim bildirgesinde Türk milliyetçiliği vurgulanıyordu:
“Meşru ve millî menfaatlere uygun sermayeyi, toplumsal akımları sömüren........
