menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Utanmazlığın arkeolojisi: Ahlakın çöküşü ve siyasalın nihilizmi

10 0
06.01.2026

Şahin Filiz yazdı…

İnsanlık tarihinin en kadim duygularından biri olan “utanç”, sadece bireysel bir mahcubiyet değil, aynı zamanda toplumu bir arada tutan en ince ve en güçlü zardır. Utanç, bireyin kendi eylemini bir “ötekinin” gözünden, toplumun ortak vicdanı ve hukukun evrensel terazisi önünde tartmasıdır. Ancak geçtiğimiz günlerde bir siyasetçinin, liyakat ve ehliyetin hiçe sayılmasına yönelik eleştirileri “Evet, utanmıyoruz; yaptıklarımızla gurur duyuyoruz” şeklinde karşılaması, bu zarın sadece yırtıldığını değil, yerine hiçbir insani değerin ikame edilmediği derin bir “ahlaki boşluğun” hüküm sürdüğünü ilan etmiştir. Bu ifade, sıradan bir siyasi itirafın ötesinde, toplumsal dokuyu çürüten, hukuku buharlaştıran ve bireyi kendi içinde bir savaş alanına çeviren “Utanmazlığın Arkeolojisi”ne dair bize dehşet verici veriler sunmaktadır.

Nietzsche, Ahlakın Soykütüğü’nde “Efendi Ahlakı” ile “Köle Ahlakı” arasındaki ontolojik uçurumu anlatırken, köle ahlakının temelinde “ressentiment” (hınç) duygusunun yattığını belirtir. Köle ahlakı, kendi değerlerini yaratamaz; o sadece kendinden olmayan her şeyi “kötü” ilan ederek var olur. Bugün liyakati hor gören, ehliyeti dışlayan ve sadakati tek geçer akçe kılan siyasal İslamcı çizgi, tam da bu Nietzscheci “köle ahlakı”nın modern bir tezahürüdür.

Bu anlayışta liyakat, “eski düzenin” veya “seçkinlerin” bir argümanı olarak görülür ve bu nedenle ona karşı bir hınç beslenir. “Utanmıyoruz” çığlığı, aslında bu hıncın bir zafer nidasıdır. Kendi yetersizliğini, liyakatsizliğini ve etik dışı eylemlerini “dava” veya “kutsal amaç” maskesiyle örten bu zihin yapısı, Nietzsche’nin deyimiyle değerleri tersyüz etmiştir (Umwertung aller Werte). Onlar için artık dürüstlük bir saflık, hırsızlık bir “ganimet”, liyakatsizlik ise “bizden olanın hakkı” haline gelmiştir. Utanmazlık, bu tersyüz edilmiş değerler sisteminde bir “erdem” olarak pazarlanır. Çünkü utanmak için, üzerinde mutabık kalınan bir “üst ahlak” gerekir; oysa bu anlayışta ahlak, sadece siyasal iktidarı koruyan bir kalkandır.

Hegel, ahlakı iki temel düzlemde ele alır: Bireysel, öznel ahlak (Moralität) ve toplumsal, kurumsal etik yaşam (Sittlichkeit). Hegel’e göre bir toplumun sağlıklı işleyebilmesi için bireyin vicdanı ile toplumun........

© Veryansın TV