İran sınır dışındaki Anadolu’dur
ABD-İsrail ekseninin İran’a yönelik askeri müdahalesi, nükleer silahsızlanma parantezinden çıkarak bölgesel bir “ulus-devlet tasfiyesi” sürecine evrilmiştir. Bu süreçte kullanılan yöntemler; sivil altyapının sistematik imhası, etno-politik mühendislik ve mezhepsel kutuplaştırma üzerinden kurgulanan asimetrik bir savaşı işaret etmektedir. Türkiye açısından risk, sadece bir komşu devletin istikrarsızlaşması değil; “Büyük Ortadoğu Projesi”nin (BOP) nihai hedefi olan Anadolu coğrafyasının savunma hatlarının bizzat mezhepçi ve etnik ayrılıkçı aparatlar aracılığıyla çökertilmesidir.
GEREKÇELENDİRME SİYASETİ VE SİSTEMATİK ALTYAPI İMHASI: BİR DEVLETİN ‘KAPASİTESİZLEŞTİRİLMESİ’
Uluslararası ilişkilerde “jus ad bellum” (savaşa gitme hakkı) prensibi, modern dönemde sıklıkla hegemonik güçler tarafından manipüle edilmektedir. İran’a yönelik saldırının resmi gerekçesi olan “uranyum zenginleştirme faaliyetleri ve nükleer tehdit”, operasyonun ikinci ayına girildiğinde geçerliliğini yitirmiştir. Askeri literatürde “stratejik felç” olarak adlandırılan yöntem, başlangıçta nükleer tesislerle sınırlı bir cerrahi müdahale vaadi sunarken; sahadaki gerçeklik, İran’ın bir modern devlet olarak işlev görmesini sağlayan tüm sivil ve ekonomik dokuyu hedef almaktadır.
Saldırgan taraf, savaş hukukunun temel ilkelerinden olan “ayırım gözetme” (distinction) ve “orantılılık” prensiplerini yok sayarak; içme suyu barajlarını, elektrik iletim şebekelerini, petrol rafinerilerini ve stratejik gıda depolarını sistematik olarak imha etmektedir. Bu, konvansiyonel bir savaştan ziyade; bir toplumun direniş kapasitesini, sosyolojik ve biyolojik varlığını tehdit ederek kırma stratejisidir. Akademik terminolojiyle ifade edersek; hedef, rejimi değiştirmek değil, rejimin üzerinde yükseldiği “devlet aygıtını” ve “toplumsal sözleşmeyi” imha ederek coğrafyayı yönetilemez bir kaosa sürüklemektir.
LONDRA DEKLARASYONU VE ETNO-POLİTİK DPARÇALANMA DİNAMİKLERİ
29 Mart tarihinde Londra’da gerçekleştirilen “İran Özgürlük Kongresi”, askeri harekatın siyasi haritasını ifşa etmiştir. Bu kongreye katılan etnik ayrılıkçı gruplar ve özellikle Kürt oluşumların “karadan işgale hazır hale getirme” söylemleri, jeopolitik bir dizaynın ilanıdır. ABD’li iş insanı ve stratejik aktör Tom Barrack’ın “Kürt toplumunun devletleşme sürecine dört ülkede destek vereceği” yönündeki beyanları, bu tasarımın İran ile sınırlı kalmayacağının en rasyonel kanıtıdır.
Londra’daki bu buluşma, 1916 Sykes-Picot ya da 1920 Sevr paradigmasının modern bir revizyonudur. İran’ın etnik kompozisyonu (Türkler, Kürtler, Beluçlar, Araplar) üzerinden yürütülen bu mühendislik, ulus-devlet yapısını “mikro-milliyetçilik” laboratuvarında parçalamayı öngörmektedir. Tom Barrack’ın ifadeleri, Türkiye’nin güney kuşağından başlayarak İran’ın içlerine kadar uzanan bir “garnizon devletler zinciri” oluşturma niyetini açıkça ortaya koymaktadır. Bu noktada İran’ın toprak bütünlüğü, Türkiye’nin ulusal güvenlik mimarisi için bir “dış savunma hattı” niteliğindedir. Bu hattın yarılması, Türkiye’nin güney ve doğu sınırlarında onarılamaz bir güvenlik açığı yaratacaktır.
SİYASAL İSLAM’IN İKİ........
