menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Seferber olabilir miyiz?

11 0
07.06.2026

Emekli Tuğgeneral Mustafa Köse yazdı…

Seferberlik denilince çoğu insanın aklına ilk olarak şu soru gelir: “Kaç yaşına kadar askere çağrılırız?”

Oysa asıl soru şu olmalıdır: “Çağrıldığımızda gerçekten hazır olacak mıyız?”

Bir ülkenin seferberlik kabiliyeti yalnızca kanun maddeleriyle, yaş sınırlarıyla, nüfus sayısıyla veya e-Devlet’te görünen sefer görev emirleriyle ölçülmez. Seferberlik; eğitimli insan, hazır teşkilat, denenmiş sistem ve milletin ordusuyla kurduğu güçlü bağdır.

7179 sayılı Askeralma Kanunu ile Seferberlik ve Savaş Hâli Yönetmeliği çerçevesinde seferberlik hâlinde rütbeli personel için statüsüne ve rütbesine göre 60 yaşına, yükümlü erbaş ve erler için ise 41 yaşına kadar sefer görev emri düzenlenebilmektedir.

Peki, bu ölçütlere göre Türk Silahlı Kuvvetleri ne derece seferber olabilir?

Daha açık soralım: Bugün olası bir savaş veya büyük çaplı kriz durumunda silah altına çağıracağımız geniş yükümlü kitlenin ne kadarı gerçek muharebe şartlarına yakın bir eğitimden geçmiştir? Ne kadarı mevziyi, araziyi, geceyi, soğuğu, açlığı, korkuyu kontrol edebilmeyi, emre itaati ve silah arkadaşlığını gerçek anlamda tanımaktadır? Hiç arzu etmeyiz. Ancak böyle bir ihtiyaç doğduğunda seferber edilecek yükümlü personelin büyük çoğunluğunun gerçek muharebe şartlarına yakın bir eğitimden ve yeterli askerî tecrübeden geçmediğini kabul etmek zorundayız. Bunun nedenlerini soğukkanlılıkla değerlendirmek gerekir.

YÜKÜMLÜ PERSONELİN MUHARİP GÖREVLERDEN UZAKLAŞMASI

Türk Silahlı Kuvvetleri, özellikle 2000’li yılların ikinci yarısından itibaren önemli bir dönüşüm sürecine girdi. Ekim 2007’de yaşanan Dağlıca Karakol baskınında 12 kahraman evladımızı şehit verdik, 16 personelimiz yaralandı, 8 personelimiz ise teröristler tarafından kaçırıldı. Bu olay toplumda büyük bir infiale yol açtı. Ekim 2008’de Aktütün Karakol baskınında 15 personelimizin şehit olması ve 20 personelimizin yaralanması bu infiali daha da derinleştirdi. Kamuoyunda “yükümlü erler yeterince eğitilmeden mi bölgeye gönderiliyor?” sorusu daha yüksek sesle tartışılmaya başlandı.

Bu saldırıların ardından profesyonelleşme yönündeki adımlar hız kazandı. Uzman erbaş ve sözleşmeli er istihdamı artırıldı. Terörle mücadele harekâtında görev alan birliklerde yükümlü erbaş ve erlerin muharip görevlerde kullanılma oranı giderek azaltıldı; zamanla bu görevler büyük ölçüde profesyonel personele devredildi. Bu dönüşümün elbette olumlu tarafları oldu. Profesyonelleşme belirli kadrolarda ihtisaslaşmayı artırdı. Erbaş ve er rotasyonundan kaynaklanan süreklilik sorunları kısmen azaldı. Belirli silah, sistem ve görevlerde tecrübe birikimi sağlandı.

Ancak madalyonun öteki yüzü de var.

Yükümlü personel muharip görevlerden uzaklaştıkça, askerlik hizmetiyle kazanılması beklenen muhariplik niteliği ve tecrübesi de zayıfladı. Bir başka ifadeyle, geniş yükümlü kitlesi askerlik yaptı; fakat bu askerlik hizmeti seferberlik hâlinde ihtiyaç duyulacak gerçek muharip kabiliyete dönüşmekte yetersiz kaldı.

Burada dikkat çekilmesi gereken bir başka mesele daha var. Vatan savunmasının fiilî yükünün giderek daha dar bir profesyonel askerî zümrenin omuzlarına bırakılması ayrıca sosyolojik olarak incelenmesi gereken bir husus. Çünkü profesyonel asker de bu milletin evladı. Onun canı, herhangi bir yükümlünün canından daha az kıymetli değil.

Vatan savunması yükünün toplumun geniş kesimlerinden uzaklaşıp belirli bir askerî zümrenin üzerinde yoğunlaşması, uzun vadede millet-ordu bağını da zayıflatmaya başladı. Eskiden her sokaktan bir evladımız askerde olur, toplumun kalbi ordusuyla birlikte atardı. Bugün ise askerlik hizmeti, toplumun geniş kesimleri için giderek daha kısa, daha sınırlı ve daha sembolik bir tecrübeye dönüşmüş durumda.

Bu husus, seferberlik kabiliyeti açısından mutlaka sorgulanması gereken bir durumdur.

EĞİTİMDEN BEKLENEN HASILA NEDİR?

Dağlıca ve Aktütün gibi ağır saldırılardan sonra Silahlı Kuvvetlerde şark (sıralı hizmet garnizonu) görevine atanan personelin önemli bir kısmı, sınıfına ve görevine bakılmaksızın Eğirdir Dağ Komando Okulu ile Isparta İç Güvenlik Tatbikat ve Eğitim Merkezinde ilave eğitimlere tabi tutulmaya başlandı.

Kâğıt üzerinde bakıldığında bu doğru bir tedbir olabilir. Çünkü zor arazi ve terörle mücadele şartlarında görev yapacak personelin ilave eğitim alması yerinde bir karardır. Ne var ki kadrosu ve sınıfı muharip görevle doğrudan ilgili olmayan, masa başı görevlerde kullanılacak personelin dahi bu eğitimlere tefrik edilmesi ayrıca tartışılması gereken bir husustur.

Bu noktada ikinci bir sorun daha ortaya çıktı. Temel ve ihtisas komando kursları ile iç güvenlik kursu vermek üzere teşkil edilmiş okul ve eğitim merkezleri, zaman içinde kapasitelerinin çok üzerinde personeli eğitmek zorunda kaldı. Eğitim alan personel sayısı arttıkça, eğitimden beklenen hasılanın aynı seviyede korunması güçleşti.

Askerî eğitimde esas olan kurs açmanın ötesinde, verilen eğitimin kişide kalıcı davranışa dönüşmesidir. Silah kullanmak, arazide hareket etmek, gece intikali........

© Veryansın TV