Esas komuta yeri: Askerlikten muafiyetin arkasında ne var?
Türkiye Büyük Millet Meclisi Milli Savunma Komisyonunda kabul edilen ve Türk Silahlı Kuvvetleri personelini ilgilendiren yeni kanun teklifi, ilk bakışta teknik bir özlük hakları düzenlemesi gibi görülebilir.
Teklifte; TSK personeline yapılacak bazı ödemeler, sözleşmeli erbaş ve erlerin kamu kurumlarında istihdamı, uzman erbaşlıktan astsubaylığa geçişi ve askerlik hizmetinden muaf tutulanların uzman erbaşlığa başvurabilmesi gibi hükümler yer almaktadır.
Kâğıt üzerinde bunların bir kısmı personel sorunlarını gidermeye yönelik makul düzenlemeler olarak değerlendirilebilir. Ancak konu Türk Silahlı Kuvvetleri ise mesele hiçbir zaman sadece maaş, kadro, kontenjan, sözleşme veya geçiş hakkı değildir.
TSK’nın personel rejimi doğrudan devletin güvenliğiyle ilgilidir. Çünkü ordu, herhangi bir kamu kurumu değildir. Ordu; sadakat, disiplin, aidiyet, liyakat, kurumsal hafıza, vatan bilinci ve emir-komuta bütünlüğü üzerine inşa edilen bir yapıdır.
Bu nedenle TSK’yı ilgilendiren her düzenleme, “kim hangi haktan yararlanacak?” sorusundan önce, “bu düzenleme Türk ordusunun millî karakterini, güvenliğini ve kurumsal yapısını nasıl etkileyecek?” sorusuyla değerlendirilmelidir.
ÖNCE USUL: BU MESELELER KİMLERLE KONUŞULUYOR?
Bu kanun teklifi vesilesiyle üzerinde durulması gereken ilk mesele, teklifin maddelerinden önce hazırlanma ve görüşülme usulüdür. TSK personeliyle ilgili düzenlemeler yapılırken yalnızca bakanlık bürokrasisinin, siyasi karar alıcıların veya komisyon üyelerinin değerlendirmesiyle yetinilmemelidir. Elbette karar merci Meclis’tir. Elbette kanun yapma yetkisi millet adına TBMM’ye aittir. Ancak askerlik mesleğinin kendine has bir tabiatı vardır.
Görevdeki askerî personel; hiyerarşi, disiplin, sicil, tayin, terfi ve görev kaygıları nedeniyle yaşadığı sorunları her zaman bütün açıklığıyla ifade edemeyebilir. Bu bir zafiyet değil, askerî disiplinin doğal sonucudur. Kışlada herkes her şeyi konuşamaz. Karargâhta herkes her itirazını açıkça dile getiremez. Görevdeki personelin suskunluğu, çoğu zaman memnuniyetinden değil, taşıdığı üniformanın ağırlığından kaynaklanır.
İşte tam da bu nedenle emekli asker derneklerinin bu tür komisyon çalışmalarına katkı sunması hayati önemdedir. TESUD, TEMAD, TEMUD ve EMUJAD gibi yasal temsil kabiliyeti bulunan dernekler, yalnızca emeklilerin sosyal dayanışma kuruluşları değildir. Bu dernekler aynı zamanda TSK’nın kurumsal hafızasını temsil eder. Kıt’ayı, karargâhı, sınır hattını, operasyon bölgesini ve personel sisteminin aksayan yönlerini bizzat yaşamış insanların birikimini taşırlar.
Görevdeki asker susmak zorunda kalabilir; emekli asker ise devlete sadakatini koruyarak hakikati söyleme imkânına sahiptir. Bu nedenle TSK personelini ilgilendiren kanun tekliflerinde emekli asker derneklerinin görüşlerinin alınması bir lütuf değil, stratejik aklın gereğidir.
SÖZLEŞMELİ ERBAŞ VE ERLERİN KAMUYA GEÇİŞİ
Teklifte yer alan düzenlemelerden biri, sözleşmeli erbaş ve erlerin belirli şartlarla kamu kurumlarında istihdam edilmesine yöneliktir.
Bu düzenlemenin iyi niyetli tarafı vardır. Devlet, yıllarca en zor şartlarda görev yapan bir personele “sözleşmen bitti, artık başının çaresine bak” dememelidir. Dağda, sınırda, üs bölgesinde, operasyon hattında, ailesinden uzakta ve can güvenliği riski altında görev yapan personelin geleceğini düşünmek devletin sorumluluğudur.
Ancak burada iki husus dikkat çekmektedir.
Birincisi, kamuya geçiş için öngörülen kontenjanın yüzde 10 seviyesinde tutulmasıdır. Yüzde 10, yıllarca hizmet etmiş personele güçlü bir gelecek güvencesi sunmak bakımından oldukça sınırlı bir orandır.
İkincisi, geçişin kura ve mülakat gibi tartışmaya açık süreçlere bağlanmasıdır.
Türkiye’de mülakat denildiğinde toplumun zihninde artık liyakatten çok kaygı oluşmaktadır. Kimin hangi ölçüte göre elendiği veya seçildiği şeffaf değilse, iyi niyetli düzenlemeler bile personelin vicdanında adalet duygusu üretmez.
Kanaatimce sözleşmeli erbaş ve erlerin........
