İSRAİL’İN ORTADOĞU VE ANADOLU HESABI
Ortadoğu’da taşlar yeniden diziliyor. Gazze’de başlayan savaş, Suriye’ye, Lübnan’a, İran’a ve Doğu Akdeniz’e uzanan büyük bir jeopolitik hesaplaşmanın parçasına dönüşmüş durumda. Türkiye ise bu denklemde artık yalnızca gelişmeleri izleyen bir ülke değil, doğrudan oyunun merkezinde bulunan bölgesel bir güç.
İsrail’in Ortadoğu’daki politikalarını anlamak için bugünü değil, son iki yüzyılı birlikte okumak gerekiyor. Osmanlı İmparatorluğu, yüzyıllar boyunca Yahudi topluluklarına kendi topraklarında yaşam ve güvenlik imkânı sağladı. Özellikle 1492’de İspanya’dan çıkarılan Yahudilerin önemli bölümünün Osmanlı topraklarına kabul edilmesi, tarihin dikkat çekici örneklerinden biridir. Ancak Filistin söz konusu olduğunda Osmanlı yönetimi egemenliğini korudu.
19. yüzyılın sonlarından itibaren Avrupa’da güç kazanan Siyonist hareket, Filistin’de bir Yahudi ulusal yurdu kurulması düşüncesini siyasi bir projeye dönüştürdü. Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı sonrasında yıkılmasıyla birlikte Filistin’in kaderi de değişti.
1933’te Hitler’in Almanya’da iktidara gelmesi, Avrupa’daki Yahudiler açısından yeni ve karanlık bir dönemi başlattı. Nazi zulmü ve ardından yaşanan Holokost, Yahudi toplumlarının güvenli bir devlet kurma talebine uluslararası desteği büyük ölçüde artırdı. 1947’de Birleşmiş Milletler Filistin’in paylaşılması yönünde karar aldı. 14 Mayıs 1948’de İsrail Devleti kuruldu. Fakat İsrail’in kurulması Ortadoğu’ya barış getirmedi. Tam tersine, 1948’den itibaren bölgede savaşlar, işgaller, göçler ve çatışmalar hiç eksik olmadı.
İsrail açısından bakıldığında temel mesele ulusal güvenliktir. İsrail kendisini küçük bir coğrafyada, düşmanlıkların ve tarihsel travmaların ortasında bulunan bir devlet olarak tanımlıyor. Bu nedenle askerî güç, istihbarat ve önleyici saldırılar İsrail güvenlik anlayışının önemli unsurları haline gelmiş durumda. Ancak burada cevaplanması gereken önemli bir soru var: Güvenlik nerede bitiyor, bölgesel güç arayışı nerede başlıyor?
İsrail, Hamas ve Hizbullah başta olmak üzere İran’la bağlantılı silahlı yapılanmaları kendisi açısından stratejik tehdit olarak görüyor. Bu nedenle Gazze’de Hamas’a, Lübnan’da Hizbullah’a, Suriye’de İran bağlantılı yapılara ve doğrudan........
