Ülkemizin ve Dünyanın Çöken Emeklilik Sisteminde Yeni Bir Yol: Üretken Sermaye Ortaklığı
Dünya genelinde uzun yıllardır tıkır tıkır işlediği varsayılan devlet destekli emeklilik sistemi, yolun sonuna geldi. Uzayan insan ömrü, düşen doğum oranları ve bozulan aktif/pasif çalışan dengesi, küresel ölçekte ciddi bir sosyal güvenlik krizini tetikliyor.
Bugüne kadar gerek Türkiye’de gerekse dünyada geliştirilen çözümler ise ne yazık ki iki kutup arasında sıkışıp kaldı. Bir yanda devlete yeni mali yükler bindiren modeller, diğer yanda vatandaşı özel sigorta şirketlerinin insafına ve yüksek fon yönetim ücretlerine terk eden yaklaşımlar bulunuyor. Oysa her iki seçeneğin de tek başına sürdürülebilir olmadığı açıktır.
Finansal piyasaların spekülatif dalgalanmalarına ya da sürdürülemez bütçe açıklarına sığınmayan, kamusal güç ile modern finansal teknolojiyi birleştiren üçüncü bir yol mümkün mü diye düşünelim diyorum.
İşte çöken küresel emeklilik sistemini kurtaracak, yapısal reform niteliğinde bir yaklaşım olarak “Üretken Sermaye Ortaklığı” modelini tartışmaya açmak gerekiyor.
Üretken Sermaye Ortaklığı
Mevcut sistemde gerek sosyal güvenlik kurumlarının gerekse bireysel emeklilik sistemlerinin (BES) havuzunda biriken paralar, ağırlıklı olarak devlet tahvillerinde, repoda ya da borsa endekslerinde tutuluyor. Yüksek enflasyon dönemlerinde bu kâğıt varlıklar reel olarak değer kaybedebiliyor ve vatandaşın emeklilik döneminde yoksulluk riskiyle karşı karşıya kalmasına neden olabiliyor.
Çare önerimiz ise emeklilik fonlarının doğrudan ülkenin büyük altyapı, enerji, lojistik ve teknoloji projelerine “ortaklık payı” olarak yatırılmasıdır.
Devletin köprü, otoyol, havalimanı ya da yenilenebilir enerji santralleri gibi projeler için yabancı konsorsiyumlara döviz bazlı gelir garantileri vermesi yerine, bu projelerden........
