menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Avrupa’nın En Görkemli Sahnesi, En Tartışmalı Jürisi

28 0
08.06.2026

Eurovision, 1956’da savaştan yeni çıkmış bir kıtayı müzikle yeniden kaynaştırma idealiyle doğdu. Yetmiş yıl sonra hâlâ spor dışı uluslararası etkinlikler arasında en çok izlenenlerden biri; finaller her sene yüz milyonlarca izleyici kitlesine ulaşıyor. Ancak bu görkemli sahne, yıllar içinde romantik kuruluş fikrinden sapmalar gösterdi. Eurovision artık üç dakikalık şarkıların çok ötesinde, ülkelerin markalaşma stratejisinin bir parçası… Tennessee Üniversitesi’nin bir araştırmasına göre yarışmayı kazanmak ya da ev sahipliği yapmak, üç yıl boyunca turizm gelirlerini yüzde 8 oranında artırıyor… Asıl kazanç ise doğrudan gelirden çok, yüz milyonlarca insana ulaşan küresel görünürlükte saklı. Küçük bir ülkenin tek bir geceyle dünya sahnesine çıkabilmesinin avantajı tam da burada başlıyor. Madalyonun öbür yüzünde ise dev bütçeler, yüklü altyapı maliyetleri ve giderek siyasallaşan bir atmosferde “kazanmak” kadar “ne pahasına kazanmak?” sorusunun ağırlığı var. Zira skandallar, yarışmanın gölgesi gibi… Sahnedeki politik mesajlardan oy hilesi iddialarına kadar uzanan uzun listenin son halkalarından biri İsrail’in katılımı oldu. İspanya, Slovenya, Hollanda, İzlanda ve İrlanda 2026 finalini boykot etti; yarışmayı “Bangaranga” isimli şarkıyla Bulgaristan kazandı. EBU’nun daha önce Rusya ve Belarus’u dışlamasına rağmen İsrail konusunda aynı adımı atmaması “çifte standart” eleştirilerini büyüttü. Üstelik İsrail temsilcisinin izleyicilere “bana onlarca kez oy verin” çağrısı, oylama sistemine dair acil değişiklik tartışmalarını da beraberinde getirdi. Türkiye ise toplam 34 kez katıldığımız yarışmadan 2013’te çekildi; oysa 2003’te Sertab Erener, “Everyway That I Can” ile Türkiye’ye birinciliği getirmişti. Çekilmemizin iki temel gerekçesi vardı: TRT, hem performans yerine siyasi yakınlıklara göre puan verildiğini düşündüğü “politik oylama” sistemini, hem de İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya ve İspanya’nın doğrudan finale yükselmesini sağlayan “Büyük Beşli” ayrıcalığını adaletsiz buldu. 2026 itibarıyla da yarışmaya dönmemizle ilgili resmî bir plan da bulunmuyor. Buna rağmen her mayıs ayında ülke olarak ekran başına oturuyor ve resmî olarak yarışmada olmasak bile kardeş ülkemiz Azerbaycan için tek yürek oluyoruz…  Türkiye sahneyi “fazla siyasi” bulup terk ederken, yarışmanın belki de en kalıcı ve politikadan en uzak kültürel anlarından biri küçücük bir ülkeden, Moldova’dan geldi. Bazı şarkılar puan tablolarında parlar ancak hızla kaybolup giderken bazıları ise puanların çok ötesine geçerek bir neslin ortak hafızasına kazınır. 2010’da Oslo’da Moldova’yı temsilen seslendirilen “Run Away” isimli şarkı da işte bu ikinci türdendi! SunStroke Project, ülkesini Eurovision’da iki kez temsil etti. 2010’da Oslo’da Olia Tira eşliğinde “Run Away” ile finalde 27 puanla 22. sırada yer alırken 2017’de Kiev’de “Hey Mamma” ile 374 puan toplayarak 3. oldu. Bu sonuç, Moldova’nın Eurovision tarihinde bugüne dek elde ettiği en iyi dereceydi… İlginç olan şu ki daha yüksek puanı “Hey Mamma” almasına rağmen kültürel hafızada asıl kalıcı izi yarışmayı 22. Sırada tamamlayan “Run Away” bıraktı. Bunun en büyük nedeni ise sahnede Sergey Stepanov’un saksofonuyla seslendirdiği ve internetin en kalıcı fenomenlerinden birine dönüşen “Epic Sax Guy” riff’iydi. Ancak popüler kültür efsanelerinin aksine, bu melodinin doğuş hikâyesi çok daha farklı bir yaratım sürecine dayanıyordu. Sesin asıl mimarı, grubun kurucusu ve ana bestecisi Anton Ragoza’ydı. Ragoza klasik keman ve viyola eğitimi almış olmasına rağmen gönlü elektronik müzikte olan bir müzisyendir... 2019’da SunStroke Project’ten ayrılarak kendi yaratıcı yolculuğuna çıkan bu değerli müzisyen bugün, Eurovision’a katılımından 15 yıl sonra, o üç dakikalık şarkının sürpriz ikinci hayatına dair sorularımı yanıtladı. Bu söyleşi için zaman ayırdığı, samimi ve detaylı cevaplarıyla yaratım sürecinin perde arkasını cömertçe paylaştığı için Anton Ragoza’ya en kalbi teşekkürlerimi sunuyorum. Şimdi sizleri Anton Ragoza ile yaptığım röportajla baş başa bırakıyorum: 1. “Run Away”den önce de SunStroke Project,........

© Turktime