GÖKYÜZÜNÜ ÇALAN KULELER
Dikey Mimari Eliyle Ruhun İnfazı
Bir toplumun inancını, ahlakını ve aidiyet duygusunu yıkarak onu kalıcı bir köleliğe mahkûm etmek istiyorsanız, ordularınızla o ülkeyi işgal etmenize gerek yoktur; onun şehir mimarisini bozmanız, evlerini topraktan koparmanız ve mahalle kültürünü yok etmeniz kâfidir. Bugün şehirlerimizi kuşatan, gökyüzünü yırtarcasına yükselen dikey mimari ve gökdelenler, sadece modern birer imar faaliyeti veya mühendislik başarısı değildir. Bu yapılar; insanı topraktan, aileden, komşuluktan ve cemaat şuurundan koparıp yalnızlaştırmayı, dolayısıyla küresel sermayenin ruhsuz birer tüketim kölesi haline getirmeyi amaçlayan sinsi birer mekân mühendisliği silahıdır.
Topraktan Koparılan İnsanın Psikolojik Çöküşü ve Plaza Yalnızlığı
Osmanlı mahalle mimarisi ve geleneksel Türk evi, insan ruhuna sükûnet, tevazu ve komşuluk hukuku aşılayan yatay bir nizam üzerine kurulmuştur. Evler gökyüzünü kapatmaz, birbirinin güneşini kesmez ve insanı daima toprakla temas halinde tutardı. Modern çağın küresel sermayesi ise insanı bu korunaklı mahalle kalkanından çıkarıp, dikey beton tabutlar olan plazalara ve dev rezidanslara hapsetmiştir. İmar verileri ve sosyolojik araştırmalar göstermektedir ki, dikey mimarinin yoğun olduğu metropollerde panik atak, depresyon, yabancılaşma ve antisosyal........
