Konforlu Entelektüellik ve Kaybolan Aydınlık
İnsanlık tarihi yalnızca ilerleme hikâyesi değildir; aynı zamanda tekrar eden hataların, güç mücadelelerinin ve ahlaki sınavların tarihidir. İlkel topluluklardan Orta Çağ’a, modern devletlerin kuruluşundan bugünün teknolojik dünyasına kadar insan toplumu hem gelişmiş hem de aynı anda kendi karanlık eğilimlerini taşımaya devam etmiştir. Araçlar değişmiş, şehirler büyümüş, teknoloji hızlanmış; fakat insanın iktidar, korku, çıkar ve aidiyet dürtüleri büyük ölçüde aynı kalmıştır.
Orta Çağ toplumları dinsel otoritelerin ve feodal güçlerin hâkimiyetinde şekillenmişti. Hukuk çoğu zaman güçlünün elinde bir araçtı; bireyin hakları ise sınırlıydı. Modern dönemin başlangıcı bu düzeni kırma iddiasıyla ortaya çıktı. Bilimsel devrim, Aydınlanma düşüncesi ve ulus-devletlerin doğuşu insan aklını merkeze koyan yeni bir siyasal ve toplumsal tahayyül yarattı. Ancak modernlik de insanı ahlaki olarak otomatik biçimde ilerletmedi. Sadece araçları değiştirdi. Savaşlar daha yıkıcı hale geldi, propaganda daha sistematik hale geldi ve iktidarın araçları daha sofistike hale geldi.
Bu nedenle tarih bize basit bir gerçeği hatırlatır: ilerleme teknik olabilir, fakat ahlaki ilerleme kendiliğinden gerçekleşmez.
Tam da bu noktada “aydın” kavramı ortaya çıkar. Aydın, yalnızca bilgi........
